MY TV Türkiye Programlarını İzlemek İçin Tıklayın




Yörükoğlu süt




Bir konuşabilseler…

20.08.2021 09:29

Rahmetli Babaannem 1940’lu yıllarda bazı un fabrikalarının, kadınlarımızın un çuvallarından çocuklarına elbiseler diktiklerini fark edince, çuvallarını farklı desenlerde ürettiğini anlatırdı…

Bizler böyle bir iyi niyetli Türkiye ye doğduk…

İmkanlar dar olsa da, tarımın cennetinde yaşıyorduk…

Adeta tohumu taşa çalsan, taş filizlenirdi…

İnsanlığın tarihini barındıran Göbeklitepe'den, Antalya’da Karain Mağarası'na, Mezopotamya’dan vatan toprağı için canlarını veren insanların ülkesi Likya birliğinin merkezi Kaş’ın Kınık ilçesinde bulunan Xsantos antik kentine kadar, Hititler, Hattiler, Frigler. Lidyalılar, İyonyalılar, Urartular, Bizans, Roma, Selçuklu ile tarihin fışkırdığı, üç tarafı denizlerle çevrili, bolluk ve bereket içerisinde gelecek kaygısı olmayan bir ülke idi ülkemiz…

FAKİR KALMAMIZA İMKAN YOKTU…

İki kavram vardı dünyada İyi ve Kötü…

İyi olanın hep kazanacağı öğretilmişti bizlere…

Bizler İyiye vurgunduk, iyinin yanındaydık…

Kötülerle hiç işimiz olmazdı…

FİKİR VE DÜŞÜNCE OLARAK HEP NATUREL BESLENDİK…

Mahallelerimiz, annelerimiz, babalarımız, öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız, aşklarımız, bilim, sanat, spor, inanç, ruhlarımızı terbiye eden olgulardı…

Fakat hayatımızı kurtaran, anne, baba, öğretmen ve mahalle idi…

Çocukluğumuzda sahaya çıkınca maçı almak gibi bir kültürün içinde büyüdük, gazozuna oynadığımız maçlarda bile kaybedince ağlardık. İşte kazanmak mücadeleyi getirdi…

Çünkü büyüdüğümüz topraklar Atatürk Türkiye’si idi…

Vatanı sevmenin ustasıydık, çünkü bize böyle öğretilmişti…

Böyle bir ülkede cahil kalma şansımız yoktu…

Tevfik Fikret ne güzelde söylemişti…

“Vatan senden Hayat umar, Sen yaşarsan o canlanır. Vatan için ölmekte var, Fakat borcun yaşamaktır…”

BU TOPRAKLAR BİZLERİN KUTSAL TOPRAKLARI, VATANIMIZ, EVİMİZDİ…

Sonra Evimize tanımadığımız milyonlarca insan girdi…

Dünya’daki 5.634.597 Suriyeli sığınmacının 3.613.644 kişisi Türkiye’ye geldi…

Milyonlarca meçhul insan kontrolsüz biçimde milletimizin arasına girdi ve hala giriyor…

400.000 Afgan Mültecinin de ülkemizde yaşadığı belirtiliyor…

Kimdir bu gelenler ? Hırlımı, hırsız mı? Aşılımı, aşısız mı?

250 bin dolara ev alanları hiç araştırdınız mı? Karanlık mı, aydınlık mı?

ÜLKEMİZİN YAPISI BOZULDU, MİLLETİMİZ HUZURSUZ OLDU…

Ne işimiz vardı, Suriye’de, Libya’da, Katar’da, Afganistan’da?

Arap dünyasının dertleri, ülkemizin sorunlarından daha mı önemli idi?

Amerika hemen yanı başımıza çok ağır silahlarla donattığı bir üst kurdu…

Amerika, Yunanistan’a ve Kürtlere büyük destekler verdi…

Afganlıların, İran sınırına kadar Amerika’nın organizasyonu ile geldiği söyleniyor…

Nasıl müsaade ediyoruz bu olanlara?

Sorunu olmayan bir coğrafyayı, niye sorunlar coğrafyasına dönüştürüyoruz?

İLKOKULDAN BAŞLAYARAK ORMANLARIMIZIN MİLLİ SERVETİMİZ OLDUĞU ÖĞRETİLDİ…

Bugün bir ilkokul öğrencisine sorsanız size hemen ormanların en önemli faydasının oksijen kaynağı olduğu söyler...

Bitkilerin fotosentez yolu ile havadan karbondioksiti aldığı; havaya oksijen verdiği, Havada yaklaşık % 21 oranında oksijen bulunduğu, bu miktarın yine yaklaşık % 56’sını ormanların ürettiği, kentlerimizde bu oranların daha düşük olduğu anlatılmıştı lise yıllarında bizlere...

Dün bu konuyla ilgili bir araştırma yaparken, daha da değerli bilgilere ulaştım…

40 kişinin bir saatte havaya verdiği karbondioksiti yetişkin bir çam ağacı 1 saatte oksijene dönüştürüyor…

1 Hektar çam ormanı havadaki 36.4 ton tozu süzüyor...

1 Hektar çam ormanı yılda 30 ton oksijen üretiyor…

Su varlığını koruyor ve düzenliyor…

Ormanlar adeta bitkiler ve hayvanlar için doğal bir su şebekesi, öyle ki; kar ve yağmur biçimindeki yağışı ağaçlar; yaprakları, dalları, gövdesi ve kökleri ile tutarak, sellerin, taşkınların olmasını önlüyor, Ayrıca, doğal bir su şebekesi gibi, yeraltı sularının oluşmasına yardım ediyor...

Ormanlar barajların ekonomik ömrünü uzatıyor, doğal afetleri önlüyor, ülke ekonomisine katkıda bulunuyor…

Ağaçlar yağmurların yeryüzüne direk inmesini, akıp gitmesini önlüyor. Yağmur sularını havzada tutarak koruyor.

YETİŞKİN BİR KAYIN AĞACI KÖKLERİ İLE ON TON SU TUTABİLİYOR…

Bitki örtüsü tahrip olmuş eğimli arazilerdeki toprağın, bulunduğu yerden; yağışlar, sel suları, çığ, rüzgar gibi etkenlerle aşınması ve taşınması Erozyon olarak tarif ediliyor.

Ülkemizde her yıl 500 milyon ton toprağımızın erozyonla kaybolduğu belirtiliyor…

1 CM KALINLIĞINDAKİ BİR TOPRAĞIN OLUŞUMU İÇİN 400 YILIN GEREKLİ OLDUĞU VURGULANIYOR…

Ülkemizde erezyonun Avrupa’dan 12 kat fazla olduğu, vahim olanınsa bugün ülkemizin topraklarının % 83’ünde erezyonun devam ettiği ifade ediliyor.

Yine araştırmanın sonucu olarak ormanların, 250 m. genişliğinde ormanın gürültüyü % 50 azalttığı, eğlenme, dinlenme ve boş zamanlarımızı değerlendirme imkanı sağladığı gibi, havası, suyu, doğal görünümleri ve sakin ortamı ile özellikle şehirlerde yaşayan insanları kendisine çektiği, Bu yönü ile insanların beden ve ruh sağlığı üzerinde olumlu rol oynadığı belirtilmektedir…

Ormanların, orman içinde ve dışında yaşayan insanlara çeşitli iş alanları sağladığı, işsizliği önlemede etkin rol oynadığı, böylece köyden kente göçü azalttığı da sonuç olarak kaydedilmektedir…

TÜRKİYE’DE EN FAZLA ORMANLIK ANTALYA’DA BULUNUYOR…

Orman konusunda 1 milyon hektar alanı geçen tek il Antalya.

Antalya’da tam 1 milyon 146 bin hektar ormanlık alan bulunuyor. Antalya’yı sırasıyla 873 bin hektar ile Kastamonu, Mersin (835 bin), Muğla (829 bin), Kütahya (646 bin), Balıkesir (632 bin),

Adana (593 bin), Denizli (588 bin), Manisa (542 bin) ve Bolu (531) takip ediyor.

Antalya’nın yüzölçümü 2.061.764 hektar…

Yani Antalya’mızın %56’sı orman…

Antalya’da, toplam 19 ilçe ve belediye bulunuyor, bu belediyelerde toplam 910 mahalle mevcut…

MANAVGAT YANGINI, TÜRKİYE’DE YAŞANMIŞ EN BÜYÜK YANGIN FELAKETİDİR…

Bu mahallelerden 37 si son Manavgat yangınında yok oldu…

20.000 Futbol Sahası büyüklüğünde Ormanımız yandı…

İstanbul’un Anadolu yakası büyüklüğünde Ormanımız yok oldu…

Son dönemdeki yangınlar 100 yılın en büyük orman felaketi olarak nitelendiriliyor, geçmişte en sıcak dönemde maksimum 30 bin hektar orman alanının yandığı, bu yıl iseorman yangınlarında

300 bin hektar kadar alanın yanmış olabileceği belirtiliyor...

Devlet dairelerinden içeri girince birçok çelik dolabın üzerinde “Yangında İlk Kurtarılacak” yazar, çünkü o kurumun kalbidir o evraklar…

Ormanlarımız da ülkemizin, vatanımızın kalbidir…

Ormanlarımız korumak ve kollamak, vatandaş olarak, hükümet olarak asli görevimizdir…

Maalesef yetkililerimiz bu konuda sınıfta kalmıştır…

Ülkemizin Ormanları, vatandaşımızın yüreği yanmıştır…

Fayda ve Maliyet tablosu doğru yapılamamış, Siyasi çekişmeler ormanlarımızı yakmıştır…

THK iyi işletilememiştir…

Bir ülkenin Yangın Filosu olmaz mı?

Yanan ormanlar,

Yanan İnsanlarımız, Yanan binlerce hayvanımız…

Yüreklerimizi dağlamıştır…

Dün, bolluk ve bereket içerisinde gelecek kaygısı olmayan, ülkemiz, bu gün mültecisi ile orman yangınları ile bilinçsizliğe ve ihmale yenik düşmüştür…

Maalesef iyilerin ve iyiliklerin hakim olduğu dünyamıza, kötülükler ve kötüler hakim olmuştur…

ŞİMDİ BAMBAŞKA BİR ÜZÜNTÜ VE ACIYI YAŞIYOR CANIM ÜLKEM…

Dünyada ki tüm ülkeler, güneş ve rüzgar ile yenilebilir enerji sistemleri kurarken, Karadeniz’imizde HES ler oluşturabilmek için, doğal akışı olan mecralarla oynanarak imara açılan alanlarda kötü ve çarpık kentleşmeler oluşturulması sonucu, Bartın, Kastamonu, Sinop, Giresun, Artvin, Arhavi de oluşan sel felaketi, birçok evi sular altında bıraktığı gibi, bir çokta can kaybına neden olmuştur…

Güzel ülkemin bir yanı yanmış, bir yanı çamura saplanmıştır…

GOOGLE AMCAYA “BACKSTER ETKİSİ NEDİR?” DİYE SORUN…

2013’te hayatını kaybeden Backster’ın çalışmaları ve deneyleri gösteriyor ki, bitkiler de korkuyor, acı çekiyor, hissediyor, çığlık atıyor, hatta katili tanıyorlar.

Okuyunca dahada iyi anlayacaksınız, Backster ile İnsanlık tarihinin önünde yeni bir dünya açılmış, Bitkilerin sadece düşünceleri okumakla kalmayıp, çevrelerindeki her şeyi hissettikleri de ortaya çıkmıştır...

Kaynar suya atılan canlı karideslerin ölümlerini, hissediyor bitkiler.

Hatta kilometrelerce ötede olunsa bile, yaşanan sevinç ve üzüntüleri de hissediyor.

Bir deney tasarlamış Backster, 6 yardımcısına aynı gece aynı saatlerde görevler vermiş.

Görevlilerden birisi, gece yarısı gelip laboratuvardaki bitkilerden birini söküp parçalayacak.

Ertesi gün, o gece bitkiyi parçalayan yardımcısı içeri girdiğinde, bütün bitkilerin çılgın gibi haykırmaya başladığını görüyor Backster…

Bu deneyden anlamış ki, bitkiler sadece hissetmiyor, aynı zamanda hafızaları da var. Amerika’da bazı adli vakalarda bitkilerin şahitliğine başvurulmaya başlanmış.

Bitkilerin asla yanlış sonuç vermediği, çünkü yalan nedir bilmedikleri kanıtlanmış…

Bu çalışmalar makale olarak yayınlanmaya başlayınca, bilim insanları konu üzerinde çalışmaya başlamışlar.

Ve görmüşler ki, koparılmış bir yaprak, kendisine güzel sözler söylenmesi durumunda, normal yapraktan daha uzun süre canlı kalabiliyor.

İnsanların düşüncelerini okuyabiliyor, kötülük yapanları hafızasına kaydedebiliyor. Aynı zamanda bu bilgileri diğer bitkilerle de paylaşıyor.

KENDİNE KÖTÜ DAVRANILAN BİTKİ İNTİHAR BİLE EDEBİLİYOR…

Yanındaki bitkinin susuz kalması durumunda, kendi suyunu onunla paylaşabiliyor.

Dünyanın herhangi bir yerinde bir bitkiye kötü davranılırsa, bütün bitkiler bu kötülüğü hissediyor.

Çocukluk yıllarıma gittim yine, Mahallemizdeki tüm çiçekler büyüklerimiz tarafından sulanırken adeta sevgi dolu bir sohbet başlardı… Bu sohbetin önemini şimdi daha iyi anlıyorum…

Ülkemizi ve ciğerimizi yakan yangınlar ile yanıp kül olan yüzlerce dönüm orman, o güzelim ağaçlar ve içerisindeki canlılar yok olurken, sel felaketi evleri yok edip, can alırken, bu araştırma yazısını okuyunca, diğer bitkilerin o korkunç çığlıklarını duydum sanki…

Onların da bizler gibi acı çektiklerini anlayınca, üzüntüm bin kat daha arttı...

İnanıyorum ki, hayatta kalan tüm bitkiler kötü adamı ve katili tanıyorlar ve hafızalarında tutuyorlar…

İnanıyorum ki, bu kadar güzel ve her türlü medeniyeti içinde barındıran bir ülkemin,bilinçsizlik ve ihmal sonucu böyle bir duruma geldiğini düşünüyorlar…

SONUÇ ;

Dünya’nın en az gülen ülkeleri sıralamasında Türkiye birinci olmuştur…

Arkamızda Bengladeş, Nepal, Pakistan var…

Oysa çok değil bundan 20-30 yıl önce kahkahalar yükselirdi her evden…

Böylesi acıya, sıkıntıya ve üzüntüye uyandığımız ülkemizde gülmek, gülebilmek mümkün mü?

Yangınlarda ve sel felaketinde vatanperverler, genci ile kadını ile itfaiyesi, belediyesi ile bir kurtuluş savaşı vermiştir…

AYAKTA KALAN TÜM BİTKİLER BU KAHRAMANLARI HAFIZALARINA KAYDETMİŞTİR…

Her karşılaşmalarında yüreklerindeki coşku ile alkışlayacaklardır…

BİR KONUŞABİLSELER…

Yıllar öncesinin bilgelerine kulak verdikleri için kötülerin hakim olduğu bir dünya da mutlaka birgün iyilerin kazanacağına da ifade edeceklerdir…

 

Yorumlar

  • 4

Ercan dedi ki;

2021-08-20 11:42:07

Son günlerde yaşadığımız felaketler ülkenin yönetilmediğini açıkça ortaya koymuştur.Tespitler harika.Umarım doğanın önemini sorumlu ilgililerde anlar diyelim.Kaleminize sağlık

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Yorum Yap

    Yazarın Diğer Yazıları