MY TV Türkiye Programları İçin Tıklayın

 


Anılardaki dostlara selam olsun…

13.01.2023 11:05

Yıllar ne çabuk akıp gitmiş.

Geriye baktığınızda anılar, bir film şeridi gibi göz önünden akıp gidiyor.

Güneş Gazetesi'nde birlikte çalıştığım meslektaşım sevgili Ayfer Şimşek, 10 Ocak Çalışan gazetecilerin mücadele gününde, anılarımda kendisiyle ilgili birkaç satırı yazmamı istedi.

Yakın zamanda bastıracağı kitabında yer alması için tüm meslektaşlardan destek isteyince bende kıramadım hem Ayfer, hem Menderes Türel, Abdulkadir Kalender ve rahmetli Hakan Yunusoğlunu anlatan günlüklerimden bir anı karması yapayım istedim.

Hatta bu anılar meselesiyle ilgili Antalya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İdris Taş da aramış, “Abi cemiyet olarak yeni bir kitap hazırlıyoruz. Senin de geçmişe ait birkaç anını yazmanı bekliyoruz” demiş ve notlarımı fotoğraflarıyla iletmiştim.

Şöyle bir beyin jimnastiği yapınca ne anılar saklamışım diye kendimi tebrik ettim. Belki bugün yazmaya başlasam aynı başlıkla kitap çıkartsam yok satarım. Konuyu dağıtmadan önce Menderes Türel, Abdulkadir Kalender ve rahmetli Hakan Yunusoğlu ile yaşanmışlığımızı özetleyeyim.
“Fi tarihindeki yıllarda (1982)”, ABD Uçak gemileri Antalya’yı dinlenme limanı olarak mesken tutmuşlardı. Sık sık gelip giden bu gemilerden biri Nimitiz di. Yaklaşık 5 bin ABD askeri şehri karınca gibi sarmıştı. Görev yaptığım Bulvar gazetesi İstanbul haber merkezi, gemi ve askerlerin şehir yaşamından bol fotoğraf ve detaylı haberler istiyordu. Abdulkadir Kalender, rahmetli Hakan Yunusoğlu (Türk Haberler Ajansı) ve İleri Gazetesi muhabiri sevgili Menderes Türel, ile güzel bir ekip oluşturmuş haber çalışmasına başlamıştık.

O yıllarda nüfusu 200 bin civarı olan Antalya’da gazeteci sayısı da bir elin parmakları kadar sayılıydı. Antalya sokaklarını karınca sürüsü gibi saran askerler esnafın işlerini patlatmış, akşam olunca de pavyon ve barlar conilerin dansöz merakıyla oldukça canlanmıştı. Aldığımız bir haberde askerlerin Düden şelalesi güzergahındaki genelevde kuyruklar oluşturduklarını ve polisin müdahale ettiğini öğrenmiştik. Bu duyum üzerine hep beraber soluğu orada almıştık.

Kısa zamanda vardığımız 5 -10 evden oluşan Genelev önündeki kuyruğun abartı olmadığına tanık olmuştuk. Kısacası haberin tam içine düşmüştük.
Kapıdaki görevlilerden geçtik içeri daldık ama 18’i doldurmayan Türel, Bekçi engeline takılmıştı. Rica, minnet, gazetecilik gücümüz derken gerekeni yapmış engeli aşmış huzur içinde fotoğraf haber ve ziyaretlerimizi yapmıştık. İşi bitirmenin keyfiyle dönerken aklıma Onay hamamı geldi. “Arkadaşlar bu conilerin girdikleri her deliği keşfettik sadece bir yer kaldı. Bilin bakalım neresi?” diye sorunca; Rahmetli Hakan Yunusoğlu, “Onay hamamı” demişti.

Gerçekten de hamama geldiğimizde durum pek farklı değildi. Hamam işletmecisi rahmetli Hüseyin Onay, bize ev sahipliği yaparak hamam içi ve göbek taşında canilerin fotoğraflarını çekmeye izin verdi. Gecenin finalini ise arşivimde saklı olan peştemali 4’lü cengaverler fotoğrafımız oldu. Tellakların sihirli ellerinde keselenmenin rahatlığı ile tüm yorgunluğumuz gitmiş soluğu rahmetli paçacı Şaban amcanın mekânında almıştık.
Ertesi günkü gazete manşetleri bizim fotoğraflarla süslenmiş, ABD filolarının Antalya’ya demirlemesiyle A’dan Z’ye birçok esnafın işlerinde büyük artışlar yaşandığı yazılmıştı.

Sevgili Ayfer’i kıramam...

Bizim Ayfer Uncu ile ilk tanışıklığımız yıkılan Vakıf iş hanın 4 kattaki Hürriyet Haber Ajansında başladı. Erdoğan Kahya’nın büro şefi olduğu 1979 da 6 ay kadar birlikte çakışmıştık. Allah sağlık versin halen mesleğini sürdüren Yusuf Demir kardeşimi de unutmamak gerek. Ofislerimiz birbirine çok yakın olunca tüm muhabirlerle ziyaretlerimiz ve haber dayanışmamız hiç eksilmezdi.

Sonraki yıllarda ben Tercüman -Bulvar gazetelerinde çalıştım sonra Güneş Gazetesine geçtim. O ise Mevlüt öğretmenimizle mutlu bir evlilik yapmış Şimşek soyadını almıştı. Uzun yıllar bu Şimşek soy ismine pek alışamayınca o hep bizim Ayfer Uncu’muz oldu. İki kız, iki torun sahibi olarak inançlı kararlı ve dik duran yapısıyla örnek biri arkadaşım olarak anılarımda unutulmaz yer aldı. 1987 de Hürriyetin başarılı muhabiri Ayfer Şimşek ağlamaklı bir halde Güneş Gazetesine gelmiş, Hürriyet gazetesinin iş akdini fes ettiğini anlatmıştı. Bizde ofise yeni teleks almış bunu kullanacak bir deneyimli elamana ihtiyaç duymuştuk. İstanbul’u arayıp Ayfer’in durumunu anlatınca Gazetenin Yurt Haberler Müdürü rahmetli Suavi Kaptan “Hemen işe başlat” emrini vermiş, sevgili Ayfer ile birlikte uzun yıllar çalışmıştık. O dönem ofis elemanlarımızdan rahmetli Ramazan Karaburun, Rasim İnci (Gülperi Baş Hemşirenin damadı) ve İsmail Kömürü anmadan geçemeyeceğim. Bu arada geçen yıl ciddi bir rahatsızlık geçirip kemoterapi gören Ayfer kardeşimin mücadeleci tavrı onu yeniden eski sağlığına kavuşturdu. İçindeki yaşam sevincini hiç yitirmeyen arkadaşım mesleki aşkıyla halen sahalarda. Elinde makinasıyla çalıştığı gazetesine haber toparlayan Ayfer Uncu’nun anılar kitabını merakla bekliyor sevgilerimi iletiyorum.
Belki bir başka yazıda başka bir arkadaşımı anlatırım. Kimsenin bana alınganlık göstermemesini dilerim.

Mesela, İbrahim Akkaya ile Kemer Fransız Tatil Köyünden Beldibi kavşağına kadar yalın ayak nasıl yürüdüğümüzü de anlatacağım. Başkalarını da.
Bu yüzden bizim tek sermayemiz anılarımızdır. Birikimlerimizi kimse elimizden alamaz. Başka bir yazımda buluşmak üzere…

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları