banner211

banner154

banner129

Herkes yapar bir işi bir para karşılığı. Herkes yürütür bir görevi yasal maaş karşılığı. Fazlasıdır önemli olan, kendi işinden gücünden, kendi görevinden ayrı yaptığın işlerdir. Hiç beklentisiz; emir almadan, mecbur olmadan, sırf sen istediğin için, salt içinden geldiği için; sen doğru bulduğun için attığın adımlardır önemli olan. Sevdiğin için yapmışsındır. Hizmet olsun memlekete, halka katkı demişsin ve yapmışsındır. Uzakta durup gereksizce ağlamamış, el uzatmadan, oturduğun yerden şikâyet etmemiş; bir bar köşesinde “ne olacak bu memleketin hali” dememiş ve bir el uzatmışsındır kendince. Önemli bulduğun bir işe bir pay koymuşsundur kendince. İşte bunun adı gönüllülüktür. Vicdandan mı, akıldan mı geldiğini hesaplamadan içinden geldiği gibi, sorumluluk duyarak yaptıklarındır.

Bazen memleket işleridir, bazen halkın geleceğidir, bazen bir çocuğun eğitimi, bazen bir evsizin doyan karnıdır, bazen de her şeyimiz olan kadınlarımızın daha onurlu ve daha özgür geleceklerine çalışmaktır.

Gördüğünde uyanan gönlün müdür, gönlünden geleni arayıp bulduğun mudur seni yola çıkaran, yardıma koşturan. Yoksa aklın mıdır, çevrendeki olumsuzluklara, eksikliklere uyandırıp harekete geçiren: Seni gönüllü yapan nedir? Bunun yanıtı olumluyken ve herkeste bir gönül varsa, neden azdır gönüllüler? Pek çok sosyal sorumluluk örgütü neden sessiz, parasız ve kimsesizdir. İlgiye muhtaç pek çok konu neden sahipsizdir.

Seni gönüllü yapmak için ne yapmalı. Gönüllü olarak, “gönüllü yetiştirme enstitüsü” açmak iyi bir fikir olabilir mi acaba? Ya da ilkokullara “gönüllülük dersi” mi koymalı. Yoksa tam tersi mi?: “Neme lazım” cümlesini silmek; “biri yapar nasılsa” cümlesini kazımak; “bana ne”yi literatürden silmek daha kısa bir yol olabilir mi?

Siyasi partilerin bunca taraftarı varken ve o örgüt içinde yer almaya herkes can atarken neden aynı kişilerin sosyal örgütlerde bulunmadığını hep çok merak ederim. Gerçi sivil toplum örgütlerinin iki kriterinden biri ideolojik olmaması, diğeri de sorun odaklı olmasıdır. Yani siyasi erki elinde bulunduranlar çok da sevmez bu gibi faaliyetleri, muhalefet olanlar ise tam tersine, bayılır bu tür “çıkıntılıklara”. Halbuki bilmezler ki herkes onlara çalışır; onların eksik bıraktıklarını tamamlar.  Ayrıca siyasi örgüt yoluyla bu tür işlerle ilgilenmenin getireceği siyasi gelecek ya da başkaca bir rantı da zaten yoktur. Bu nedenle paydaşları da hep çok azdır. Hatta yaptıkları en küçük bir katkı karşılığında kocaman onurlandırmalar bekleyenlerin hayal kırıklığını onarmak ve toplulukta tutmak bile bir iştir buralarda.

Davetsizce gitmektir gönül, kimseler istemeden yapmaktır. Gerçi “Gönül sana nasihatim / Çağrılmazsan varma gönül” diyen Aşık Veysel’e bakarsak, gönlünün peşine takılmaktan fena ders almış.  Hele ki karşılıksız bir şey yapmanın kuşkuyla karşılandığı ve “illa altında bir şey var” diye düşündüğü şimdiki zamanın materyalist dokusunda düşünün bir de Aşık Veysel’i, sivil toplum örgütlerini ele geçirmiş modern sosyal çeteleri görse ne derdi acep?

Bireysel gönüllülük ötesinde, gönüllüce hizmetlerin organize sunulduğu sivil toplum örgütleri ve diğer oluşumlar modern toplumsal yapının en etkili dinamikleridir. Bu oluşumlar içinde bulunanlar genellikle üç profilde izlenir: 1. Beklentisiz ve çıkarsızca gerçekten gönüllü hizmet verenler, 2. Asıl amacı gönüllü toplumsal hizmet olmayıp da bireysel eğlenme, zaman geçirme aracı olarak orada bulunanlar,  3. Bir aktivite ve oluşumun sırtından sosyal veya tecimsel bir rant bekleyenler. Bu üç profilin en ortak sonucu, kendi özel amaçları her ne olursa olsun toplumsal bir hizmet üretimine yaptıkları az ya da çok katkılarıdır. Nihayetinde biz halkız sonuca bakarız. Ve Pir Sultan Abdal’a kulak verir dinginleşiriz: “…Kaldır kalbindeki karayı gönül / … Azrail konarsa göğsün düzüne / O zaman görürsün karayı gönül” der ve böylece 3 grubu da 1. grup olarak görürüz. Nihayetinde antik çağ felsefesinde de bugün de yegâne birleştirici unsur sevgidir. Tüm toplumlarda öz çağrı sevgiyedir, yardımlaşmayadır, gönüllüce gönüllü olup el ele vermeyedir ki eksiklik, yoksulluk görmeye kimse, iyi bir gelecek ola herkese...

Gönüllünün, amacının değilse de sonucun yegâne katkısı ise özünedir; aynaya şahane bakabilen kendine sevgiyedir; sorumsuzca yaşamaktan utanmamadadır. Şu kısacık yaşamda bir iyiliğe daha elini değdirmiş olmanın gönencindedir. Ülkene, kentine, halka, hatta kendine bile hiç çıkarsız bir güzel dokunuştur.

Gönüllünün asıl kârı, kâr hesabı yapmadan ve ömründe bir takım işlere daha yaramış olmanın keyfiyle yaşamasının güzelliğindedir.

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner174

banner219

banner157