banner211

banner154

banner129

Göbeklitepe Anadolu’nun yeryüzü kültürüne eşsiz bir armağanıdır. 12.000 yaşındadır. Dünyanın en eski tapınağıdır. “Dinin, toplumsal yapının sanatın, zanaatın ve mimarlığın doğdu yer” ve hatta İncil’in Yaradılış bölümünde tasvir edilen “Cennet Bahçesi / Aden”dir. 

1983 yılında çiftçi Mahmut Kılıç’ın bulgusuyla başlayan hikâye, 1995’de Harald Hauptmann’la kazıya dönüşmüş ve 2007’de bayrağı Klaus Schmidt almıştır. 2014’te erken ölümünün ardından kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı yine Urfa Müzesi başkanlığında ve yeni danışmanlarla kazı ve koruma işlerini sürdürmektedir.

2013 yılında UNESCO tarafından Dünya Miras Geçici Listesi'ne alınmış, büyük gecikmeyle 2018’de kalıcı listeye girmiştir.

Uygarlık tarihini anlam ve zamanda umulmadık boyutlara taşımıştır. Yeni Taş Çağı’nı mikrolitlerin alışılmış temsilinin çok ötesinde olağanüstü bir taş uygarlığına yükseltmiştir.

Anlaşılmış yanlarıyla büyülemekle birlikte hala karanlığını koruyan sırlarıyla bilim dünyasını sersemletmektedir.

İnsanoğlunun uygarlığının başlangıçlarını yaratan, güya çok ilkel olduğu varsayılan atalarını ve uygarlıklarını küçümsemeye hiç hakkı kalmamıştır.

Sanki yapımından 1000 yıl sonra bizim için bilimsel rezerv olsun büyük bir sürpriz kalsın diye üstü örtülmüş, büyük bir “bilgi mirası” bırakılmıştır.

Paradigmalarımız değişmiştir: Bulunmadan önce olasılık dışı olduğu düşünülen kültürel varlıkların ortaya çıkmış olması kültür tarihinde kim bilir daha ne çok bilimsel sürprizlerin bizi beklediğini ve kim bilir doğru sandığımız daha nice bildiklerimizin aslında yanlış ya da eksik olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Yeryüzünde henüz hiçbir ileri uygarlık izinin olmadığı taş çağlarının ilkel sürü toplum zamanlarında, zamanının binlerce yıl ilerisindeki bu yapıtları bir anda öğrenip uygulamadıklarına göre şimdi Göbeklitepe’yi bu düzeye getiren henüz bilmediğimiz erken aşamalarını da yeniden düşünme zamanıdır. Anadolu topraklarında kim bilir daha ne enteresan bilgiler bizi bekliyor. Ve Göbeklitepe’deki kazı ve araştırmalar kim bilir daha neler söyleyecek bize.

Bugüne kadarki bilgilerimize göre, insanlık 12.000 yıl önce henüz ’emekleme’ çağına bile geçmemiş bir bebekti. O çağlarda yaşayan insanın, henüz avlanarak ve bitki toplayarak yaşamaya çalışan; dili, dini, kültürü, sanatı olmayan; yerleşik yaşama bile daha geçmemiş bir ‘sürü’ olduğu düşünülüyordu.

Ancak bu kuram Göbeklitepe ile değişti. Göbekli Tepe’yi yapan insanların, insanlık tarihindeki en önemli dönüşümlerden biri olan avcı-toplayıcı yaşam biçiminden tarımcı-yerleşik yaşam biçimine geçişi temsil etmektedir. 

Önce kent vardı sonra tapınak kuramı değişmiştir. “Neolitik devrim” diye adlandırılan tarımla birlikte yerleşik hayata geçiş teorisi de değişmiştir. Tarım yerleşik hayatı getirmemiş, dini mabetlerin etrafında kalma arzusu sonucunda yerleşik hayat tarımı getirmiştir. Göbeklitepe anıtlar yapıldığında tarım ve hayvan evcilleştirme henüz yoktu. Ölü gömmeye ilişkin bir iz de yok: Dirisi tam yerleşmeyenin ölüsü de henüz gömülmemiştir. 

200 km çapında bir çevrede dolaşan çeşitli avcı gruplar için bir çeşit toplanma merkezi olan ve hatta prehistorik hac merkezi gibi buluşulan Göbekli Tepe’de yapılan keşifler, Neolitik dönem toplulukları ile ilgili, sosyal katmanlar, iş bölümü, zanaatkârlık ve idareci/organizatör elitlerin varlık zorunluluğu gibi pek çok konunun artık bu zamandan itibaren konuşulmaya başlanması gerektiğini göstermiştir. Küçük avcı toplayıcı grupların bir liderlik altında ortak bir proje için bir araya geldiği ilk toplumlaşma projesine benziyor. 

Bölgedeki diğer yerleşimlerde ele geçen benzer betimlemeler, ortak bir inanış sistemine, mitolojik geleneklere ve ikonografiye sahip daha geniş bir topluluğun ve Göbeklitepe’yle sınırlı kalmamış yaygın bir kültürün varlığına işaret ediyor olabilir. 

12 bin yıl önceki ‘tanrılar’ ve ‘din adamları’ haklarında hiçbir bilgimiz olmamasına karşın ortak bir inancın –hatta dinin- olduğu söylenebilir: Tanrının olmadığı yerde tapınak olmaz.

2019 Göbekli Tepe Yılı olması Göbeklitepe aracılığıyla Türkiye’deki kültür varlıklarının tanıtılması ve koruma bilincinin gelişmesine büyük katkı verecek; sürdürülebilir sıkı bir koruma politikası ve uygulamasının ihmal edilmemesine yol açacak ve yeryüzü uygarlığının en nadide parçası olan Göbeklitepe’yi dünyaya duyuracaktır. Bunun yaratacağı yüksek turizmden kaynaklanacak ekonomi de bölge halkının daha iyi geçinmesine önemli katkı verecektir. Mısır piramitlerinin çok ötesinde, daha önemli ve enteresan bir bilim, kültür ve turizm olgusuyla karşı karşıyayız. 

Arkeoloji bir kez daha hayatı derinden etkilemiş; bilim, kültür, uygarlık, tanınırlık, turizm, ekonomi gibi pek çok önemli çıktısıyla toplumumuza ve ülkemize çok önemli katkılar vermiştir.

Keşke, gerçeklikle ilgisi olup olmadığı tartışılmadan ilk isim konulduğunda, bugün kullanılan tepe ismi değil de “ADEN” olarak isimlendirilseydi, hikâyesi isminde olsaydı.

Başta Klaus Schmidt olmak üzere Aden’e tüm emeği geçenlere saygı ve teşekkürle…
 

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
MEHMET POLAT 2019-05-03 22:17:48

AĞABEY ÖNCELİKLE GÖBEKLİTEPE YAZISI İÇİN TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYOR ŞANLIURFA DAN SİZLERE SEVGİ VE SAYGILARIMI İLETİYORUM

banner157

banner174

banner219