banner302

banner265

banner292
banner228
31 Aralık 2019 Salı 12:49
Kilimanjaro'nun zirvesinde bir Türk Bayrağı dalgalandı

Afrika'da 20 gün geçirdim.

Ancak belgesellerde görebileceğimiz o yabanıl hayatı kendi doğasında yaşama imkanı buldum. Safariye katıldım. Serengeti’de safaride, Big 5 diye adlandırılan Afrika'nın en büyük hayvanlarını gördüm. Kenya’nın arka sokaklarında kayboldum. gel-gitte okuldan kaçan Afrikalı genç kızlarla denizyıldızı topladım. Masai kabilesinin sıçrama törenlerinde ben de dans ettim. Hint okyanusunda yunuslarla yüzdüm. Hemingway’in en önemli 10 eserini topladığı kitaba isim olmuş Kilimanjaro’nun zirvesinde Türk bayrağını dalgalandırdım.


20 günde hayatımın en inanılmaz görsel şölenini yaşadım.

Bir tırmanış hikayesine başlamadan önce birazcık kendimden bahsetmek istiyorum.

Yürümekten nefret ederim.Şehir hayatı ve teknolojiden uzaklaşınca kendimi kötü hissederim. Yürümeyi sevmeyen dağcı nasıl olur demeyin. O benim.

Genç yaşlardan itibaren adrenalin içeren sporlar yapmaya başladım.

Uçaktan, dağdan atladım, suya daldım, kayak yaptım, yelkenli  kullandım. Adrenalin sporlarında el atmadığım aktivite kalmadı. Heyecanı iliklerimde hissettiğim  maceralarla dolu yıllar geçirdim.


Fakat bu yılların hiç birinde dağcılık veya tırmanışla ilgili hayaller kurmadım. Dağcılığı biraz yaşlı işi gibi görürdüm,  yorgunluktan bitap düşene kadar yürümelerine anlam veremezdim. Kışın çok üşürler, yazın taşınılan malzemelerin ağırlığında sırılsıklam olurlardı. Medeniyet ile irtibatın kesilmesini,  dağ başında kaybolma riski bir yana, böcek sokması, hayvan ısırması, çığ düşmesi, çukura düşme, ayı çıkma, hatta sıkıntıdan kalp krizi geçirme risklerini pek sempatik bulmazdım.

Bir gün, bir haftasonu arkadaşlarımın ısrarı ile yaptığım Aladağlar transına kadar dağcılıkla ilgili düşüncelerim bunlardan daha azı değildi.  Doğada hissettiğim aidiyet, özgürlük duygusunu hissettikten, dağlar bir virüs gibi bulaştı bana.

Şehirden, insanlardan uzaklaşmanın mutluluğu, yüksek rakımlarda, belki de tanrıya daha yakın olmanın huzuru, kendi iç sesini duymanın verdiği keyfi ,başka hiçbir yerde bulamadım.

Kısa sürede Türkiye’de ki tüm tırmanış rotalarına birden fazla tırmanış gerçekleştirdim.Edindiğim bu tecrübelerle, bende farklı kültürler coğrafyalar tanıma arzusu oluştu,yeni tırmanış hedefleri koymama neden oldu. Nahcivan, İran, Gürcistan’da ekspedisyonlar gerçekleştirdim. Sonra gözümü, Yedi Zirveler’den biri olduğu için çok revaçta bir dağ olan Kilimanjaro’ya çevirdim.

Arkadaşlar herhangi birşeyi çok isteyip evrene yoğun pozitif mesajlar verirseniz, gerçekten bir yerlerde birşeyler harekete geçip hayallerinizi gerçek yapabiliyor. En azından ben buna inanıyorum.

Ve ne diyeceğim; siz de hayal edin, arzulayın, peşinden koşun.

Kilimanjaro, 5 bin 895 mt ile Afrika’nın en yüksek sönmüş stravolkanik dağı.
Dağ 3000 yıllık bir geçmişe sahip. 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Doğa mirası olarak kabul edilmiş. O yüzden elini kolunu sallayan dağa çıkamıyor. Tırmanış için kayıt yaptırmak, dağ vergisi ödemek ve yanınızda rehber bulundurmak zorunluk.

Kilimanjaro’nun Uhuru denilen zirvesi1100 yıllık buzullarla kaplı, dağın yerli dilindeki anlamı, Parlayan Dağ ya da Beyaz Dağ.

Ne yazık ki buzulların, küresel ısınma ve dağ turizminin verdiği zararlar yüzünden, 100 yıl içinde %80’inden fazlası erimiş, 2020 yılında hiç buzul kalmayacağı ön görülüyor. Eğer Kilimanjaro’ya tırmanış hayaliniz varsa elinizi çabuk tutun derim.

Zirveye 7 farklı rotadan çıkılıyor.En bilineni ve kısası, benim de tırmandığım rota Marangu Rotasıydı. Gerçi kağıt üzerinde 7 rota görünsede turistlere 2 rota arasında seçim yaptırılıyor. Marangu rotası 5 gün sürüyor, toplam 3 noktada konaklama yapılıyor. Mandra Hut 2150mt, Horomba Hut 3720 mt son konaklama rotası Kibo Hut 4720 mt.

Marangu rotasında, diğer rotaların aksine çadır yerine ağaç bungalovlar içindeki ahşap ranzalarda kalınıyor. Tercih ettiğiniz yemek menüsü, sizden önce dinlenme noktasına gelen Sharpa denilen rehberleriniz tarafından hazırlanıyor. Yemekler, yemekhane olarak kullanılan büyük bungalovda yemekler, farklı ülkelerden gelmiş dağcılarla beraber yeniliyor. Tırmanış esnasında sarfedilen enerjiyi takviye eden,karbonhidrat ağırlıklı doyurucu bir menü, sizin tercihinize göre hazırlanıyor. Bol çay, kahve, tropikal meyveler ve patlamış mısır da cabası.

Marangu diğer rotalara göre 1-3 gün arası daha kısa ve yanınızda uyku tulumu dışında çok bir ekipman taşımanıza gerek kalmıyor. Bu da en ekonomik rota olmasını sağlıyor çünkü dağda kısa süre kalıp az sayıda taşıyıcı porter kiralıyorsunuz.

Bu tür tırmanışlar aslında çok fazla teknik gerektiren zorlu tırmanışlardan değil fakat hızlı irtifa yükselişi, az sıvı tüketimi,oksijenin  % 50 oranında azalması, psikolojik olarak hazır olmama nedenleriyle, dağcılar kısa sürede çıkılan irtifaya uyum sağlayamıyor ve aklimatizasyon denilen yükseklik hastalığına yakalanıyorlar.
Aşırı kusma, bulantı, şiddetli baş ağrısı, gastroenteral problemler nedeniyle yarı yoldan geri dönenler oluyor. Yapılan istatistikler bu rotadan tırmanışların başarı oranını %60 olarak gösteriyor.

Son gece Kibo Huttan başlayan zirve tırmanışımızda ekibimizden de bu nedenlerle zirve yapamayanlar olmuştu.

Tırmanışta değişimlersadece dağcılarla kalmıyor. Dağda da rakımla beraber katman katman iklim ve yeryüzü şekilleri değişiyor. Farklılaşan bitki örtüsünü ve farklılaşan hava değişikliklerini ne kadar anlatsam, o mucizevi ortamı tecrübe etmeden kelimelerim tam yerini bulmayacaktır.

Yürüyüş yağmur alan nehir ve yoğun bir bitki örtüsüyle başlıyor. Utangaç ‘’Colobus’’ maymunları yoğun orman içindeki yüksek ağaçlarda daldan dala atlamalarını seyrederken yürüyüşünüz yavaşlıyor. Her daim yanınızda sizinle dostça iletişim kurmaya çalışan Şarpalar şarkılar söylüyorlar, her boş vakitlerinde dama oynuyorlar, size sürekli sıcak içecek ikramında bulunuyorlar. Dost canlısı Afrikalı arkadaşlardan sürekli duyduğunuz cümle ‘’Hakuna Matata-Her şey çok güzel olacak’’ Onların bu motivasyonu yorgunluktan bittim dediğiniz anda, gizemli bir şekilde bir adım daha atmanızı sağlıyor.

Rakım yükseldikçe yağmur ormanlarının yerini alan fundalık ve kayalık patikalar, gece sıcaklığının yerini alan dondurucu soğuk, Kilimanjaro’nun alamet-i farikası Senecio isimli kaktüsler, alpin çayırlar ve arkasından gelen size marsta yürüyormuş hissi veren dağ çölü ve arktik buzul bölgesi, sizin Kilimanjaro’yu bir daha unutmamanızı sağlayacak nedenlerden sadece çok azı.

Sharpalar zirve yolunda tırmanışçılara maksimum özen gösteriyorlar sürekli sıcak çay içmeye zorlayıp şeker yememizi sağlıyorlar. Bu rakımda ağır ve küçük adımlarla ilerliyoruz, uzay yürüyüşü yaparmışçasına.
Ta ki zirvenin az kaldığının habercisi Gilman Noktasına varana kadar, sıcaklık -20 civarında ve sert rüzgar şartları zorluyor. Gilman noktasından sonra güneş yavaş yavaş doğuyor biraz olsun ısınıyor ve muhteşem gün doğumuyla biraz ilerlemeni kolaylaştıracak moral buluyorsun.

Uhuru Zirve tabelasına ulaştığında,tüm yorgunluk, oksijensizlik, soğuk ve türlü sıkıntılara rağmen zirvede sadece 20 dakika manzaranın keyfini çıkarabiliyorsun. Bu 20 dakika ise bayrağını zirvede dalgalandırma gururu, arkadaşlarınla yaptığın keyifli şakalaşmalar kutlamalarla unutulmaz bir an halini alıyor.

Güneşli Kilimanjaro zirvesinde, uçsuz bucaksız Afrika’yı seyrederken, Kilimanjaro’nun yanında asaletle yükselen,Mawenzi ve Kenya dağlarının eşsiz manzarasından ayrılmak, inanın insanı 5 gün süren tırmanıştan daha fazla zorluyor.
Dağcılık, küçük adımlarla ne büyük başarılar kazanılabileceğinin en büyük ispatı.

Aslında yaşam tırmanmaya benziyor.
Şehir hayatında da, sendeliyor, çukura düşüyor, moralimiz bozuluyor, bazen yeryüzü şekilleri ve hastalıklara yenik düşüyoruz. Günlük hayatımızda her zaman bastığımız yere dikkat ediyor, bir sonraki adımın hesabını yapıyoruz. Dağda şehirdeki gibi bizi yarı yolda bırakanlar oluyor, beraber yürümeyi beceremeyenler, sizinle katığını paylaşmayan bencil kişilikler…


Dağa vakit harcarsanız, şehir hayatının acımasızlıklarına o kadar hazır ve donanımlı oluyorsunuz. Doğada kaldığınız süre sizi daha merhametli, daha iyi, daha disiplinli bir insan yapıyor.

Şimdi masa başında bu yazıları yazarken aklım hala o enfes coğrafyada, çikolata renkli güleç kabullenici insanlarda, o sihirli kıtada.

Çok az insanın görebileceği muhteşem yerleri gördüm, samimi insanlarla tanıştım, eşsiz manzara eşliğinde kendi sesimi keşfettim, doğada kayboldum, kendimi buldum.
Dağcılık yapmayana dağcılık anlatılmaz, meraklı olmayan birine keşfet denilmez…
 

MYGazete.com Özel

banner32
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner343

banner324

banner174

banner242

banner335