banner154

banner129

Başlıktaki konuya geleceğim ama önce bir soru sormak istiyorum; Antalya’nın portakalı bile müzelik oldu, farkında mısınız ? 

Geçen hafta Kepez Belediye Başkanı Hakan Tütüncü, Salı Grubu’na Dokuma fabrikasındaki “Bir Zamanlar Antalya” adını verdikleri Şehir Müzesi’ni gezdirdi. O geziye katılanların arasında ben de vardım.

2003 yılında faaliyetine son verilen fabrikayı görünce yıllar öncesini hatırladım ve “Nereden nereye” dedim.  

2001 yılında bu fabrikanın önündeki otobüs durağının yanında bizim büfemiz vardı. Fabrika faaliyetteydi. Çalışanların bazısı lojmanda kalıyordu. O yıl ABD’de 11 eylül saldırıları olmuştu. Türkiye’de ise ekonomik kriz çıkmıştı.

Ekonomik krizin de etkisiyle hava karardığında Dokuma fabrikasının önündeki Namık Kemal Bulvarı’na çıkan hayat kadınları, yola dizilip müşteri bekliyorlar, zaman zaman gelip bizden alışveriş yapıyorlardı.

Çoğunluğu iş bulamadığı için bu yola sürüklendiğini anlatıyordu. Hatta birisi evde yaşlı bir annesi olduğunu, küçük bir çocuğu olduğunu, eşinden boşandığını iş bulamadığını anlatmıştı. Annesine bir otelde gece işi bulduğunu söyleyip evden çıktığını ve yokluktan, çaresizlikten bu yola sürüklendiğini anlatmıştı.

İşin tuhafı bu kadınların müşterileri arasında karakollarda ve cezaevlerinde görev yapan kamu çalışanları da vardı. Hatta bu olaylar yüzünden çoğu kadın akşamları tek başlarına sokağa çıkamaz hale gelmişti. Bir keresinde bir kadın panikle gelip büfeye sığınmıştı.

Ne olduğunu sorduğumda; “Bir arkadaşımla buluşmak için fabrikanın önündeki durakta randevulaşmıştık. Ama durakta beklerken yoldan geçen araçlar durup beni taciz etmeye başladı. Burası nasıl bir yer böyle?” diye yakınmıştı.

Kendisini sakinleştirmiştim ve arkadaşı gelinceye kadar yanımızda bekleyebileceğini söylemiştim.

Zor bir yıldı. Hırsızlık olayları da çok fazlaydı. 8 ayda 8 kez soyulan büfemizi hırsızlarla baş edemediğimiz için aynı yıl kapatmak zorunda kalmıştık.1 yıl sonra fabrika da faaliyetine son vermişti. Sonraki yıllarda bu fabrikanın Hollandalı bir firmaya ihale edilmesi üzerine gazetecilerin de aralarında bulunduğu bir grubun burada çadır kurup eylem yaptığı günler gözümün önünden geçti. Bu bölgenin Kent Parkı yapılması için kampanyalar da düzenlenmişti.

Belediye Başkanlığı’nı Hakan Tütüncü’nün kazanmasından sonra Hollandalı firma ile anlaşma yoluna gidildi. Bu firmanın yaptığı harcamalar ödenip yaklaşık 500 dönüm arazisi olan Dokuma Fabrikası’nın ranta kurban gitmesi önlenmiş oldu. Böylece yukarıda sözünü ettiğim olumsuzluklar da sona erdi. Çünkü geçmişte o hayat kadınlarının yola dizildiği, hırsızların cirit attığı o bölge herkesin gezip görmek istediği bir çekim merkezi haline dönüştürülmüştü.

Fabrikadaki binaları restore ettirip müze haline dönüştürmeye karar veren Tütüncü, idari işler binasını da “Bir Zamanlar Antalya” adını verdiği Şehir Müzesi haline getirmiş. Gidince gördüm.

Müzede 500 bin yıllık geçmişiyle Döşemealtı’ndaki Karain Mağarası’ndan bugüne kadar Antalya’daki yaşam gözler önüne seriliyor. Müzedeki eserlerin ya da eşyaların bazıları müzayedelerden alınmış. Kimisi de Antalyalılar tarafından bağışlanmış.

Önümüzdeki ay açılması planlanan müzede teşhir edilen belgelerden biri de 1931 yılında nişanlı bir çiftin noterde yaptırdığı sözleşmeydi. O sözleşme ise Antalya’daki gazeteci arkadaşımız Talip Yümsel’in babaannesi ile dedesine ait çıktı. Sevgili arkadaşımız Talip, tarihi belge niteliğindeki bu sözleşmeyi müzeye bağışlamış. Başkan Tütüncü, müzeyi zenginleştirmek için bağış çağrısında da bulundu.

Müzedeki eserlerin arasında yıkılan binaların fotoğrafları da vardı. Başkan Tütüncü yakın geçmişe ait olan bu binaların fotoğraflarını bulmakta bile sıkıntılar çektiklerini anlattı. Antalya’da portakal bahçelerinin yok olduğunu, bu nedenle fabrika arazisindeki 5 dönümlük alanı portakal bahçesi yaptıklarını söyledi.

Aslında portakal bahçelerinin yok olup müzelik olması dahi başlı başına bir trajedidir. Maalesef kenti ziyarete gelenlere gezdirebilecek nitelikte bir portakal bahçesi kalmadığı için bir müzeler kompleksi haline getirilmeye çalışılan Dokuma Fabrikası’nın bahçesindeki 5 dönümlük alan, portakal bahçesi haline getirilmiş.

Bu çalışmasıyla Başkan Hakan Tütüncü’yü -diğer icraatlarıyla ilgili düşüncelerim saklı kalmak kaydıyla- kutluyorum.

Öte yandan bu gezi sonrası uzun uzun düşündüm. Maalesef hiçbirşeyin değerini bilmiyoruz. Bilmediğimiz gibi, yok ediyoruz. Aynen bir döneme tanıklık eden yapıları yıkıp yok ettiğimiz gibi. Onların fotoğraflarını dahi saklamıyoruz. Evimizde fazlalık olduğu gerekçesiyle eskiye dair ne varsa çöpe atıyoruz.

Bir düşünün sizler neler atmadınız.”Keşke şunu atmasaydım, şunu kaybetmeseydim” dediğiniz neler vardır neler. Bundan eminim.

Mesela biz gazeteciler için arşiv çok önemlidir. Ama bizler de bir döneme tanıklık eden fotoğrafları kimi zaman bilgisayar çöktüğü için, kimi zaman hafıza kartlarımız, belleklerimiz bozulduğu için kaybediyoruz.

Belediyelerde de benzer bir durumun olduğunu düşünüyorum. Hatta üniversitelerde bile. Mesela Hrant Dink Mustafa Akaydın’ın rektörlük yaptığı dönemde (2006 yılında) Akdeniz Üniversitesi’nde bir konferansa katılmıştı.

O toplantı çok ilginçti. Bir yıl sonra da Hrant Dink öldürülmüştü. Mustafa Akaydın döneminde üniversitede görev yapan bir bürokrata o konferansın kaydının saklanıp saklanmadığını sorduğumda saklandığını zannetmediğini söylemişti.

Öte yandan, kendimiz teknolojik imkanlarımıza rağmen hiçbir değeri saklamayı beceremez iken geçmişte zor şartlarda yaşayan insanların sakladıklarını düşündüğümüz çil çil altınları bulma hayaliyle yaşıyoruz.

Geçmişte bu topraklarda yaşayan Ermeni’lerin, Rum’ların gömülerini bulup kısa yoldan köşeyi dönmek arzusundayız.

Mesela 2007 yılında Antalya Kaleiçi’ndeki eski bir evin temelinde dev bir çukur açıldığını görmüştüm. Muhtemelen gömü bulmak için yapılan bir kazının eseriydi bu çukur. Sonra belediye gözümün önünde o evi yıkmıştı. O açılan çukurun ve de yıkımın fotoğraflarını da buradan paylaşıyorum.

Kimi zaman ise köyün delisinin lafına inanıp olur olmaz yerlerde kaçak kazılar yapıldığını da duyuyoruz. Bir yazının ya da bir heykelin veya kabartmanın bir işaret olduğunu sanıp darmadağın ediyoruz. Sadece tarihi yapıları ve arkeolojik eserleri talan etmekle kalmayıp Gümüşhane’deki “Dipsiz Göl” örneğinde olduğu gibi tabiat zenginliklerimizi bir dedikodunun peşine takılıp yok ediyoruz.

Bu yıl define aramak için başvuran 1144 başvuruya onay verildiğini duyunca hayret ettim. Ama yapılan 1144 aramadan bir tanesinde bile define bulunamaması beni hiç şaşırtmadı. Çünkü bu gömü masallarının çoğu hayal mahsulü ve dedikodudan ibaret. Çoğunluğu da dolandırıcıların uydurduğu hikayeler.

Hatta 500 bin yıl öncesi döneme ait yaşam izlerine rastlanan Anadolu’nun hatta dünyanın en eski iskan yerlerinin başında gelen Karain Mağarasında bile hocalara “Gömü var mı?” diye soruyoruz. Bunu bana dönemin Karain Kazı Başkanı Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Prehistorya uzmanı Prof. Dr. Işın Yalçınkaya anlatmıştı. Işın Hoca’nın eşi de Antalya’da 1990 ile 2000’li yıllarda sahnelere çıkan tanınmış müzisyen Yavuzer Yalçınkaya idi.

Kendileriyle Antalya’nın ilk sakinleri isimli AKMED’te yıllar önce düzenlenen konferansta karşılaşıp birlikte fotoğraflarını çekmiştim. O fotoğrafı da buradan sunuyorum.

Özetle; 500 bin yıl önce taşları yontmayı yeni öğrenen insanların yaşadığı Karain’de bile define olduğunu düşünen insanlarız bizler.

Karain’de gömü yok ama bol bol kemik var, taş var. Bilim insanları için en büyük hazine bu. O kemik ve taş parçaları inanın sizin hayal ettiğiniz çil çil altınlardan çook daha değerli. Peki bunları satıp köşeyi dönebilir misiniz? Kimse 5 kuruş vermez. İşte bilim ile aç gözlülük arasındaki mantalite farkı, zihniyet farkı budur.

Siz hangi taraftasınız? Varın O’nu siz düşünün.

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner157

banner174

banner241