banner302

banner265

banner292
banner129

Tarihler 27 Haziran 1998’i gösteriyordu.

Saat 16’yı geçtikten bir süre sonra ajanslardan Adana’da 6.20 büyüklüğünde bir deprem olduğuna ilişkin haberler geçilmeye başlamıştı. 
Ben o tarihte Antalya’da E TV’de muhabir olarak çalışıyordum. 
O dönemde en küçük yerel gazetelerin bile çok sayıda muhabiri vardı.
Haber Müdürümüz Mehmet Yönden ve istihbarat şefimiz Simru Silahtaroğlu’nun talimatıyla kameraman arkadaşımız Polat Yılmaz ile birlikte Adana depremini takip etmek için görevlendirilmiştim.
Düşünün Antalya’nın yerel bir televizyonu, o dönemde Adana’daki depreme muhabir ve kameraman gönderiyordu.

Şimdi nerede?

Şirkete ait bir araçla yola çıkmıştık. Şoförlüğü de kendimiz yapıyorduk. 
Uzun yol tecrübemiz yoktu. 
Hatta Polat araç kullanmayı daha yeni öğreniyordu. 
Yaşadığımız kaza risklerinin etkisiyle zaman zaman yüreğimizin ağzımıza geldiği bir yolculuğun sonunda Adana’ya tam girerken korkunç bir trafik kazasıyla karşılaşmıştık.
Depremden sonra Adana’yı terk etmek için aracına binip eşi ve çocuklarıyla birlikte yola çıkan bir iş adamı direksiyon hakimiyetini kaybetmişti. 
Yoldan çıkan otomobil takla atıp bir kanala uçmuştu. 
O kazada tüm aile hayatını kaybetmişti. 
Depremden kaçarken trafik canavarına yakalanmışlardı. 
Ne zaman bir deprem duysam bir o olayı hatırlarım bir de devamındaki görüntüyü.

Bu kazadan sonra Ceyhan’a gitmiştik. Koskoca binalar tost gibi olmuştu. 
Yaz günü olduğu için hava sıcaktı. 
Ağır bir koku kaplamıştı enkaz yığınlarının etrafını.  

Un ufak olmuş binaların enkaz yığınlarının arasında kopmuş organ parçalarını görüyorduk.  
Kurtarma ekipleri enkaz altında kalanları kurtarmak için seferber olmuşlardı. 
İşte o anda deprem denince gözlerimin önünden bir daha hiç gitmeyecek olan ikinci görüntüyle karşılaşmıştım.
Bir apartman enkazının altında çocuğuna sıkıca sarılmış bir anne vardı.
Muhtemelen deprem anında bu anne çocuğunu kucağına alıp kurtarmaya çalışırken enkazın altında kalmışlardı.

Ana yüreği.
Başka söze gerek yok.

Uzun bir uğraşın sonunda o kollarında bilezik olan genç anneyle bebeği enkazın altından çıkarılmışlardı.
Her ikisi de hayatını kaybetmişti. 
Hastaneler ise yaralılarla, cesetlerle dolmuştu.  
Hastane önlerinde yakınlarından merakla haber bekleyenlerin ağıtları yükseliyordu.

Mezarlıkta ise iş makineleri ile mezarlar açılıyordu. 
Bir taraftan da defin işlemleri vardı.  
Bir tarafta ağıtlar yükselirken, diğer tarafta depremde yıkılan binaların enkazları kamyonlara yükleniyor, un ufak olmuş beton ile demir yığınları dere kenarlarına taşınıyordu. 
Molozlarla birlikte kırık dökük ev eşyaları da atılıyordu.

Atılan bu kırık dökük eşyalar ise yoksullar tarafından toplanıyordu.  
Deprem bölgesinde böylesi bir dramın yanı sıra tuhaflıklar da yaşanıyordu.
Hatta artçı sarsıntılar nedeniyle dışarıda kalanların evlerinden hırsızlık yapıldığı yönünde haberler de geliyordu.
O takip ettiğim depremde yaklaşık 150 kişi hayatını kaybedip 1500 kadar kişi de yaralanmıştı.
Binlerce kişinin de evsiz kalmasına yol açan bu depremden bir yıl sonra Marmara depremi yaşanmıştı.  
57’inci hükümet döneminde yaşanan o büyük depremden sonra ülkemiz deprem vergisiyle de tanışmış oldu.

Ardından gelen 2001 krizi
Ekonomik krizin sonrasında gidilen erken seçimle 57’inci hükümet sona erip 2002 seçimlerinde AK Parti tek başına iktidara gelmişti.

Şimdi Elazığ depremiyle yüz yüzeyiz.
Devletimiz seferber olmuş durumda. 
Teknolojimiz daha ileri seviyede.

Enkaz altındakilerden cep telefonuyla haberleşip nerede olduklarını bildirebilenler dahi çıktı.
Bütün bunlara rağmen şu ana kadar 40’a yakın can kaybı var.
Bir arkeolog ve sanat tarihçi olarak şunu da ekleyeyim; Bu coğrafyadaki antik kentlerin çoğu depremlerden dolayı yıkılmıştır.

Son yüz yıl içinde meydana gelen depremlerde ülkemizde yaklaşık 100 bin kişinin hayatını kaybettiğini de unutmayalım.
Anlaşılan alınacak daha dersler var.
 

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner324

banner174

banner242