banner302


banner292
banner129

Adliye muhabirliği yaptığım dönemde kadın cinayetleriyle ilgilitakip ettiğim davaların sayısını unuttum. Ama Ne zaman bir  kadın ya da çocuk cinayeti  duysam, gözümün önüne hep evlatlarını kaybeden annelerin adliye koridorlarını inleten  feryatları gelir.

Nitekim Geçen 16 Temmuz'da  öldürüldükten sonra  bir varilin içinde cesedi yakılıp üzerine   beton dökülen Pınar Gültekin’in dramı da  yine annelerin  yürek yakan acılarını gözümün önüne getirdi. 

Geçenlerde mygazete.com’de kadıncinayetleri.org isimli internet sitesinin verilerine dayanarak 2010 ile 2017 yılları arasında Antalya’da toplam 82 kadının öldürüldüğüne ilişkin haber yayınladı. 

Merak ettim.“Öldürülenler kimlermiş” diye  bakınca  karşıma  neredeyse tamamı davalarını takip edip haberlerini yaptığım kadınlar ve genç kızlar çıktı. 
Kimi fuhuşa zorlayan erkekler tarafından öldürülmüştü, kimi tecavüz edilip katledilmişti. Kimi boşanmak istedikleri için kocaları tarafından öldürülmüşlerdi. Kimi de eski eşleri ya da erkek arkadaşları tarafından barışmayı kabul etmedikleri için katledilmişlerdi. 

Kimi de karı koca arasındaki kavgayı önlemeye çalışırken öldürülmüştü.  Kimi diri diri yakılmıştı. Kimi başına keserle vurulup öldürülmüştü. Kimi polis kapıya dayandığında tabancayla öldürülmüştü. Kimi bıçaklanmıştı. Kimi boğularak öldürülmüştü.  Kiminin de başı taşla ezilmişti.   Kimi de otomobille ezilmişti.   Üstüne üstlük birçoğu  öldürülmekle kalmayıp  katilleri tarafından iftiraya da uğramışlardı. 
Bu vahşet kurbanlarının isimlerini yakınlarının acılarını tazelememek için tekrar  yazmayacağım. Ama 2017’den bugüne kadar aradan geçen 3 yıl süre içinde daha birçok kadın cinayete kurban gitti. Gitmeye de devam edemiyor. Durdurulamıyor. 

Örneğin geçen hafta Konyaaltı Altınkum mahallesindeki evimin karşısındaki bir apartmanda bir evlat annesini pompalı tüfekle öldürmüş. Sonra da gidip polise teslim olmuş. Anne katili evlat adresi verdikten sonra  neredeyse cinayet büronun tamamı olay yerine intikal etmiş.   

Benim olaydan haberim evimin balkonuna çıkınca oldu. Balkon yıkıyordum.
Sokakta Cinayet büronun ekiplerinin de olduğu yığınla polisi görünce gidip sordum.“Sen kimsin” dediler. Ben de gazeteci olduğumu söyledim.  Evimin de burada olduğunu belirttim. Adımı da söyledim. İsteseler kimliğimi de  gösterecektim.  Ama gazeteciye benzetemediler belki de.  
Sonra  beni uzun uzun gözleriyle  süzdüler. 
Belki de beni tanımadıkları için başlarından savmaya çalıştılar.  
Ardından da “Basit bir hırsızlık teşebbüsü”  diyerek olayı geçiştirmeye çalıştılar. 
Ben de  “Ne zamandan beri cinayet büro hırsızlık işlerine bakıyor” diye sordum. Cevap vermediler.Sonra bir başkasına gittim. Onlardan da yanıt alamadım.Kendi aralarında evin anahtarını kime vereceklerini konuşuyorlardı. Oğluna verelim dediler sonra. 
Benim kulak misafiri olduğumu görünce ters ters bakmaya başladılar. Ben de üstelemedim. Evime gittim.  Gerçeği başka kanallardan öğrendim. 
Sadece ben değil, bu konuda  Türkiyede işlenen kadın cinayetlerinin listesini yayınlayan https://kadincinayetleri.org/ adresindeki internet sitesi de resmi kurumlardan bilgi alamıyormuş.Hatta yayınlanan. liste de resmi veriler kurumlardan veri alınamadığı için  medyaya yansıyan kadın cinayetleriyle ilgili haberlerden oluşuyormuş.  Biz de Cinayetleri  “hırsızlık teşebbüsü” diyen polislere inanıp görmezden mi geleceğiz?
 

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner324

banner174

banner242