banner302


banner292
banner129

Yazı başka, kışı başka güzeldir ANTALYA’mın.

Çocukluk yıllarımızda sayfiye yerleri, LARA ve KONYAALTI idi… Tanrım, sayfiye yerlerinde bile alternatifli davranmıştı. İnce kum istersen LARA, çakıl istersen KONYAALTI ve ARAPSUYU

ÇOCUKLUĞUMUZDA LARA, KONYAALTI, ARAPSUYU DENİNCE AKLIMIZA HEMEN YAZ TATİLİ GELİRDİ.

Çünkü arkadaşlarımızın çoğunun aileleri, okulların kapanması ile birlikte bu sahillere taşınırlardı.

LARA’ da 1960'lı yıllarda Özel İdare tarafından yapılan OBALARA, VALİ ve diğer MÜLKİ AMİRLER taşınır, çok az ANTALYALI aile de bu obaların yanına BARAKA veya ÇADIR kurardı.

Çok ince olan KUM, öğleden sonra esen rüzgar nedeniyle,tabak ve tencerelerin içerisine kadar girdiği için, LARA ev hanımları tarafından çok tercih edilmezdi.

LARA da kuma gömülmek ANTALYA’da yıllardan beri kalıplaşmış bir tedavi yöntemi idi… Sağlık açısından LARA'NIN KUMUNUN, romatizma ve siyatik ağrılarına iyi gelmesi nedeni ile, kuma gömülmek amacıyla günübirlik LARA'ya gelenlerin sayısı,yazın daimi yaşayanlardan daha fazlaydı…

Doğal yaşam alanı olan LARA SAHİLİ’nde, Ağustos ve Eylül aylarında çiçeklenerek kokusuyla büyüleyen KUMZAMBAKLARI, LARA PLAJLARINArenk katardı.

KONYAALTI’nda ise, OBA diye tabir edilen ahşap mekanlar, büyük çekişmelere sahne olan ihalelerle sahiplerini bulurdu.

İhalelerden sonraki haftalarda da “Falanca şu kadara tutmuş, filanca bu kadara tutmuş” lafları ANTALYA gündeminin en önemli konusu olurdu…

1958 yılında Vali NİYAZİ AKI tarafından 50 – 60 adet olarak yaptırılan KONYAALTI OBALARI, bir oda, bir mutfak, tuvalet ve duş ile önünde zemini beton ve önünde 25 metrekare üç tarafı açık bir sundurmadan oluşurdu…

Benim aşkım ve evim KALEİÇİ olduğu için, çocukluğum İSKELE'de, yaz tatillerim KUMLUK, MERMERLİ, DELİKTAŞ KİPRONOS da geçerdi…

O ZAMANLAR, KUMLUKTAN DENİZE ATLAYIP, MERMERLİ, DELİKTAŞ, KİPRONOS, ADALAR PLAJI, HAMİT BEY ARASINDA GÜNÜ GEÇİRİRDİK…

Yaz boyunca birkaç kez KONYAALTI’nda arkadaşlarımı ziyaret eder, onlardan unutulmaz dedikleri KONYAALTI gecelerinin, akşamüstü oynanan maçların, etrafı briket duvarla çevrili, sigara ve içkinin serbest olduğu YAZLIK SİNEMAda, hasırların üzerine oturarak veya uzanarak seyredilen filmlerin, sinema çıkışında yaşanan flörtlerin haberlerini alır, gündemden geri kalmazdım…

KONYAALTI sahilinde hemen DELİKTAŞI geçince denize dökülen ilk çay 1. ARAPSUYU’ dur. Eski yüzme havuzunun yanından akan çay 2. ARAPSUYU’ dur, daha ilerde BOĞAÇAYI ve yeni Limandan sonra da SARISU bulunur…

Falezlerden sonra VARYANTdan başlayıp, 1. ARAPSUYU'na kadar olan bölüme KONYAALTI, daha sonra ki bölüme de ARAPSUYU denirdi…

ARAPSUYU FARKLI İDİ

KONYAALTI OBALARININ ihalelerine büyük paralar vermek istemeyenler, 1. ve 2.ARAPSUYU’nda sahilde, köylülerden yer kiralayarak, derme çatma hasırlardan, bir BARAKA inşa ederek, yaz boyunca ailece kalacakları mekanı oluştururlardı…

Dışardan bakınca derme çatma görülen bu BARAKALARIN içleri gayet iyi döşenirdi… Tuvaletler BARAKALARDAN 30 metre arkada sanki buzdolabı kolisi gibi yolun kenarında olurdu… Çayların kenarlarına aileler küçük havuzlar oluşturur (çünkü yarım metre kazınca su çıkardı) burada karpuz ve kavunlarını soğuturlardı… Elektrik yoktu, su her gün taşıma ile getirilirdi.

Burada BARAKALAR birbirlerine daha yakın olduğu için, tüm ARAPSUYU tek bir aile gibiydi…

KALEİÇİ’NDEN BİZLER ÇIKARILINCA, YAZ AYLARINDA KONYAALTI “ ORTA GAZİNO ” VAZGEÇİLMEZİMİZ OLMUŞTU…

1972 yılında, Anıtlar Yüksek Kurulu, ANTALYA Belediyesi, Turizm Bakanlığı ortak aldıkları bir karar ile KALEİÇİ’nde ön görünümlü evleri, turizme kazandırmak için istimlak edince, MEMUREVLERİNE taşınmak zorunda kaldık…

KONYAALTI sahilinde varyant ile DELİKTAŞ arasında 12 EYLÜL KORULUĞU'nun tam önünde, OBA'ların arasında, hem restoran, hem plaj olarak işletilen bir mekan idi ORTA GAZİNO

O yıllarda Almanya’dan kesin dönüş yapmış olan Karslı, ALİ RIZA AMCA ( İNANMIŞIK ) ve eşi HATİCE TEYZE işletirdi. Tüm aile fertlerinin çalıştığı, tertemiz restoranı ve kafesi ile yanında soyunma kabinleri, önünde plajı bulunan çok güzel bir işletmeydi. Akşamları genellikle yerel sanatçılar, ANTALYA'nın Altı sesli çocuğu NECİP NUGAY, NURİ CİĞER, MEHMET ALGIN, ERDAL İYİÖZ, FEVZİ BULDURLU gibi ses sanatçıları sahne alırdı… Bazen sanatçılara, ANTALYA’nın ALTIN ÇOCUKLAR ORKESTRASI eşlik ederdi… (bu mekan Daha sonra ki yıllarda 7 MEHMET RESTAURANT olarak hizmet vermiştir.)

Biz yakın arkadaşlar, yaz boyunca her gün, saat 09.30 da BARBOROS PARKI’nda buluşur, nur içinde yatsın HÜSAM KURAL’ın sarı renkli Opel arabasına AHMET AZİZ ERTAŞ, BURHANETTİN KURAL, BİLEN AKINCI, MEHMET FİLİZ, DENİZ FİLİZ, BENGİ, BÜLENT OKTAY     ( ARAP ), ERGUN, ALEV ve BEN doluşur, ORTA GAZİNOYA iner, oradan denize girer, muhabbet ve sohbet ile günün nasıl geçtiğini anlamazdık…

AHMET AZİZ’ in; ŞARAMPOL de HELVACI NİNA'dan alıp, susam, tentürdiyot, kayısı yağından oluşan, özellikle bozulmasın diye koyu şişeye koyup ağzını tıpa ile kapattığı özel karışımı, güneş yağı olarak kullanan bizler, iki günde arap çocukları gibi simsiyah olurduk…

Çok sıcak günlerde, ORTA GAZİNO’dan DERYA MOTEL’in altında bulanan GÜVERCİNLİK MAĞARASINA yüzer orada serinlerdik…

TEMMUZ VE AĞUSTOS ANTALYA’ NIN EYYAM-I BUHUR SICAKLARI MEŞHURDU…

Özellikle Ağustos ayının ilk yedi günü anne ve babalarımız vücudumuza ala düşmesin diye denize girmemizi istemezlerdi. Bizler çok ısrar edince, boyunlarımıza kolye gibi ipe bağlanmış sekizlik çivi geçirirlerdi (Sanırım güneşin yansımasını değiştirip, vücudumuzun güneşten daha az etkilenmesini sağlıyordu…)

ANTALYA eşrafından abilerimiz, amcalarımız da ORTA GAZİNOYAöğle yemeğine gelir, hatta bizlerle beraber denize girerlerdi. Herkes birbirini tanır, sohbetin ve denizin tadını, batan bir güneş ile sonlandırır, ertesi sabahı heyecan ile beklerdik…

Evet, haşarıydık, yerimizde duramazdık ama kesinlikle yaramaz değildik. İçinde yaşadığımız coğrafyan etkilenen huzurlu çocuklardık.

BÜYÜKLERİNE SAYGILI, KÜÇÜKLERİNE SEVGİ DOLU OLMAK KAYDI İLE AİLELERİMİZ TARAFINDAN PROGRAMLANMIŞTIK…

O günkü kent yaşamında, insanların birbirine olan fedakarca davranışlarının ve de yardımlaşmalarının adının sevgi ve hoşgörü olduğunu, komşuluk ilişkilerinin de adının dayanışma olduğunu, yaşayarak öğrendik.

Tanrının hiç esirgemeden yarattığı bu coğrafya, duyduğumuz hayranlıkla, üzerinde yaşadığımız bu toprakların, bizler için kutsal olmasını sağladı.

POYRAZI, MELTEMİ, DENİZİ, GÜNEŞİ İLE BU TOPRAKLAR MEST ETTİ BİZİ KENDİNE…

Ve aşık olduk… KALEİÇİ’nin gizemine, KONYAALTI’nın gençliğine ve de içinde yaşadığımız bu KENTE

O yıllardan sonrada KONYAALTI OBALARINA ilgi artınca 1980’li yıllarda yenileri de inşa edilerek sayıları yaklaşık dörtyüz civarında oldu.

KONYAALTI, ANTALYA SOSYETESİNİNYAZLIK MEKANI OLMUŞTU…

OBALAR, 1987 de yıkılınca, o günlerde herkesin gözbebeği olan KONYAALT'ININ O RENKLİ YAŞAMI sona erdi, tüm anılar, tıpkı KALEİÇİ'nde olduğu gibi, mazide kaldı…

Geçen zamanın süratine ayak uyduramadık, KENT YAŞAMINDA ÖNEMLİ OLAN DEĞERLERİ tek tek kaybettik…

ANTALYA GELİŞTİ BÜYÜDÜ, TARIM VE TURİZMİN BAŞKENTİ OLDU…

KONYAALTI OBALARI’ndan sonra, 150 bin nüfus, milyonlu rakamlara gelinde MAHALLEYİ de kaybettik…

Sevgi ve hoşgörü, tanımadığı kalabalık bir çevrenin içerisinde bulunca kendini, koruma iç güdüsü ile yuvasına çekildi…

KONYAALTI ile LARA arasında denize dökülen29 tane ŞELALE'nin 28 ini kaybettik…

GEÇTİĞİ YERE HAYAT VEREN YEDİ ARIKLAR DA BUGÜN YOK…

OBALARDAN sonra, ANTALYA’nın her yıl milyonlarca turisti ağırlayan dünyaca ünlü KONYAALTI SAHİLİ, kendisini getirdiği alüvyonlarla besleyen BOĞAÇAYI, 1. ve 2. ARAPSUYU ÇAYLARI'nın zaman çerisinde debileri azalıp, önleri kapanınca, PROF. DR. SAYIN NİHAT DİPOVA’nın yaptığı bir araştırmaya göre 1960’lı yıllarda ki halinden 35 metre daha geriledi…

Büyümenin getirdiği bunca olumsuzluğa ve kaybolan tüm değerlere, hala hoş görü ile bakabiliyor bir tedbir almıyor isek,

Sevgi ve saygıdan asla ödün vermeyerek, bu koca kentin nüfusu içerisinde O GÜNÜN ÖRF VE ADETLERİNİ VE DEĞERLERİNİ SAVUNAN yüzde 6'lık bir AZINLIK kalmış isek,

TÜKENDİK EY TANRIM… KORU BİZİ…

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Erol Akkaya 2020-08-02 10:17:28

Kalemine sağlık abicim

Avatar
Ergül Öktem 2020-08-02 17:36:41

Ne kadar keyifli bir yazi olmuş. Yasatti okurken.Tesekkurler.

banner324

banner174

banner242

banner344