banner302

banner265

banner292
banner129

Sevgili okurlar bu hafta sizlere bu yaşanan koronavirüsün bize yaşattıklarından ders almaz isek önümüzdeki süreçte  kendimize başka dünyalar aramak durumunda kalacağımızı anlatacağım.

Koronavirüsle mücadele kapsamında yapılan çağrılar üzerine kendimizi izole ettik.

Kimimiz evimize kapandı.

Kimimiz soluğu yazlığında aldı,

Kimimiz de soluğu köyünde aldı.

Okullarımızı, dükkanlarımızı, iş yerlerimizi kapattık.

Uçaklarımızı hangara,

Turlar düzenlediğimiz teknelerimizi kızağa çektik.

Otobüslerimizi de garaja..

Virüsün bulaşma endişesi yüzünden sokağa çıkarken maskelerimizi takıyoruz.

Tüm bu yaşananlar aslında gelecekte bizi bekleyen tehlikelerin de habercisi aslında.

Eskiden gürül gürül akan akarsularımızı, göllerimizi, denizlerimizi, havamızı, toprağımızı  son yüzyıl içinde hoyratça kullanıp kirlettik.

 Zehirledik.  

Adeta dünyayı yaşanmaz hale getirdik. 

Eğer aklımızı başımıza getirmez isek önümüzdeki süreçte maskesiz sokağa çıkamadığımız gibi, virüslerden ve zehirden korunmak için aya yolculuk yapan astronotlar gibi koruyucu giysilerle dolaşmak zorunda kalacağız.

Zaten bakınca ilaçlama yapan insanlar da uzaya çıkan astronotları çağrıştırmıyor mu? 

Aklımızı başımıza almaz isek, “biz nerede yanlış yaptık” diye düşünmez isek, önümüzdeki süreçtebu  dünyayı yaşanmaz hale getireceğimiz için kendimize uzayda başka dünyalar aramak durumunda  kalacağız.

Hatta  şu anda bile Aydan parsel parsel arazi alanlar var.

Antalya’dan bileAntalya’dan arsa alan var.

Bir toplantıda tanıştığım Antalya’nın önde gelen işadamlarından birinin oğlu,  geçen yıl bir sohbet sırasında Ay’dan parsel aldığını söylemişti.

Hatta bunu duyan Bir başka arkadaşımız da “Para var huzur var” diye espiri yapmıştı.

 İstanbul’daki bir vakıf üniversitesinde eğitim gören bu gencimiz arsayı ABD’li bir firmadan satın almış. Hem de ayın güneş gören kısmından.

Fiyatını sormadım. O da söylemedi.

“Ayın yarısı biliyorsun güneş görmüyor. Ben güneş gören yerinden aldım” dedi. Unutmuştum aslında ayın yarısının güneş görmediğini. Ama bozuntuya da vermedim. Unuttuğumu da belli etmedim.

Zehirgibi bir çocuk.

Çok zeki.

Şaka değil, gerçekten söylüyorum.

Erken davranıp Ayın güneş gören kısmından parseli kapmış.

Ama itiraf edeyim, Türkiye’de emekli maaşıyla geçinen bir dünyalı olarak benim Aydan arsa alacak kadar harcayabileceğim hiç param olmadı.

Milyonlarca kişinin de parasının olmadığını biliyorum.

Hatta ayın sonunu getirmek bir yana; kredi kartı borcunu bir başka bankanın kredi kartından nakit çekip krediyi krediyle kapatan;  gelecekte kazanmayı ümit ettiği parayı şimdiden kredi çekip harcayarak ekonomiyi büyüten, vadesi gelen ödemelerini, kiraları, faturalarla mücadele eden, ödeyemeyen, geçinemeyen, tenceresini kaynatamayan  yığınların olduğunu duyuyoruz…

İş hayatı ise kredilerle ayakta duruyor. Birçoğu  2018 yılı Ağustos ayında yaşanan kur dalgalanmasının etkilerini üzerinden atamadan bu sefer görünmeyen düşman virüsle sarsıldı.

İnsanlar virüsün bulaşmaması için kendilerini izole etti. Sokağa çıkanların sayısı azaldı. Ben de alınan tedbirlere uyulup uyulmadığını, bunların yansımalarını gözlemlemek için 29 mart pazartesi günü sokağa çıktım.

Bisikletimle dolaştım. 

Konyaaltı’ndan başlayarak Cumhuriyet caddesini, Kalekapısı’nı, Işıklar caddesini, Kaleiçi’ni, Yat limanını dolaştım. Her yer terk edilmiş gibiydi.

Alışveriş olmadığı için dükkanlar kepenk indirmiş.. Kent merkezindeki yüksek kiralara tutulan işyerlerindeki esnaflardan , denizdeki teknecilere, ücretlisinden işsiz kalanına, emeklisinden işler kesat diye maaşları düşürülen mobilyacı çalışanlarına kadar Karşılaştığım herkes kara kara düşünüyor.

“Bu borçlar nasıl ödenecek” diye.

İşyerleri kepenk indirmesine rağmen kiralar tıkır tıkır işliyor.  Devlete ödenmesi gereken stopaj vergisi de.

Hatta stopaj vergisini ödeyemeyen esnafın mal varlıklarına2018 yılındaki kur dalgalanmasından sonra haciz de konulmuş durumda. Bu borçlar ödenmeden, maliyeden tapuya konulan haciz kaldırma yazısı gitmeden tapularda işlem de yapılamıyor.

Bunu bizzat yaşayanları biliyorum.

Gezdiğim yerlerde  karşılaştığım insanlarla konuştum..Ödenemeyen kiralar, ödenemeyen kiraların stopaj vergileri, elektrik, su faturaları, çalışanların sigortaları, vadesi gelen çekler, evin ihtiyaçları, çocukların okul taksitleri virüsten daha çok korkutuyor gözlerini. Devletten vergi affı bekleyenler var. Tapulara haciz konulmasına son verilmesini istiyorlar.

Çocukları gibi büyütmeye çalıştıkları işlerini kaybetme korkusu yaşıyorlar. Tefecilerin eline düşmekten korkuyorlar özetle. Suçların artabileceğini söylüyorlar. Buna Cezaevlerinden tahliyelerin de tuz biber olacağını düşünenler de var. “Tahliye edilenler çıktıklarında ne iş yapacaklar? “  diye soruyorlar.   Bu sorunun cevabından bile ürkenler var.

Sokağın durumu bu.

Ülkenin ekonomik durumuna gelince;

Dünyanın en büyük 17’inci ekonomisine sahip olduğumuz için G-20 liderler zirvesinde katılmış olsak da kıyıda köşede  yaraları tam anlamıyla sarabilecek bir kaynağımız yok.

Belki de bu yüzdenkorona ile mücadelede ayırdığımız kaynakla dünyanın gelişmiş ülkelerinin gerisinde kaldık. Mesela  Almanya 614 milyar Euro, İngiltere 374 milyar Euro,  Fransa 300 milyar Euro, İspanya 200 milyar Euro ayırmış. Türkiye’nin ayırdığı kaynak 14,2 milyar Euro. Yani 100 milyar lira ayırabildik.   Şimdi yaraları hep birlikte sarma vakti. “Biz bize yeteriz Türkiye’m” diyerek başlatılan kampanyaya katılma vakti. Çünkü Başka bir Türkiye yok.

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner324

banner174

banner242