banner154


banner129

Gözlerinde ateşli ışıltılar vardı. Pamfilya’nın akşam güneşi en kızıl haliyle yüzünde batmaktaydı.

Eurymedon cennet kıvrımlarıyla Aspendos düzlüklerine bereket sunarken, Estwediis adıyla doğan bu küçük köy şimdilerde bir metropole dönüşüyordu. Ama onun aklını asıl meşgul eden şey,  Aspendos’un en güzel kızıydı. Belkıs’a duyduğu derin aşk muhteşem bir projede sevgili bir karşılık bulacaktı.

Aspendos eşrafından Theodoros’un oğlu Mimar Zenon Akropolde, Bazilika’nın önünde durmuş, tepenin eteğinden uzanan yemyeşil arazilere bakarken, yamaca konduracağı tiyatroyla bu kentin nasıl görkemli bir hale geleceğini hayal ediyordu. Tanrı vergisi keskin ve yaratıcı zekâsıyla, geleceğin binasını tasarlıyordu. Binlerce yıl konuşulacak, hem o güne hem de yarına simge olacaktı.

Zenon’un gözlerinde kaygı da vardı. Çünkü İtalicus’un aquadukt projesi de uykularını kaçıracak kadar görkemliydi. Yarış zorluydu. Nitekim rakibi, kente kesintisiz su taşıyacaktı. Önceki binyıllarda başarılamamış su kemerlerinin yapımını hem inşaat mühendisliği hem de hidroloji mühendisliğiyle çözmüştü. Roma’dan öğrenecekleri daha çok şey vardı. Zenon ses mühendisliğiyle hiç olmadık nitelikte olağanüstü bir akustik yaratmaya çalışıyordu. Bu, basbayağı mühendislikler savaşıydı; Şimdi bakalım hangisi kazanacaktı.

Mozaik zemin ardından yükselen bir apsis içinde kıymetli Frig tekstiliyle örtülen taht benzeri ahşap bir koltukta asker vücutlu sağlam duruşlu bir adam oturuyordu. Yakışıklı sayılmazdı ama iktidardan gelen gücün sindiği yüz çizgilerindeki hırçın karizmaya diyecek yoktu. Aspendos Valisi Tertullus, kızını evlendirmekten öte bu olayın kente ne gibi katkı sağlayacağını düşünüyordu.

Aklı fikri şehrini geliştirmekteydi. Bu düşüncelerle kızına eş seçmek için proje yarışması açmak geldi aklına: Kente en çok katkı veren yapıyı kim yaparsa dünya güzeli Belkıs’ı ona verecekti.

Pek çok aday içinde iki iddialı yarışmacı projelerini gerçekleştirmeye başlar.  Biri şehre su taşıyacak diğeri de kültür ve turizm. Başladılar. Tüm tanrılar yardımdaydı. Binlerce taş blok kesildi ocaklardan ve taşındılar yüzlerce arabayla. Ördüler duvarları yetenekli ustalar,  bağladılar kemerleri üst üste. Sular aşabilsin diye dağları vadileri, sifonlar basınç odaları yaptılar. Hatta başka bir aday, aquadukta güvenip bir nymphaeum bile tasarladı Belkıs’ı kazanmak için. Aspendos’un tüm delikanlıları heyecanla projeler üretiyordu.

Zenon da Roma’nın tüm mühendislik bilgisini kullanarak bir tiyatro yapmaya girişti. Mükemmel olmalıydı. Sahnedeki en alçak sesi en uzaktaki seyirci duyabilmeliydi. En kötü yerde oturan seyirci bile sahnedeki performansı rahatlıkla görebilmeliydi. Orkestra düzlüğünde mücadele eden kadim Aspendos güreşçileri de şanlarına yakışır bu görkemli yapıda izlenmeliydi.

Velumla üstünü örtmeyi, giriş çıkışları rahatlatmayı ve yapıyı binlerce yıla direnecek sağlamlıkta yapmayı planlarken aklında sadece güzeller güzeli Belkıs vardı. Çağlara damga vuracak eserini unutmuş yalnızca sevgilisine kavuşabilme hayali sarmıştı benliğini. Değerdi de o ceylan sekişlere, o ahulu bakışlara: Yüreği yanıyordu. Zenon benliğini saran aşkının gücünü kemerlere, tonozlara, sahneye yansıttı; tiyatronun her bir taşında sevgiliye sıcak bir dokunuş vardı.

Ve yeryüzünde bir Belkıs bir de tiyatro vardı Zenon için. Sanki yarım yuvarlak tiyatro sadece iki sevgiliyi kucaklayacak özel bir dünyaydı onun için. İstiyordu ki sahneden çıkan her ses “Belkıs”ı ünlesin.

Ve nihayet o gün geldi çattı. Belkıs’ın yüreği nara dönmüş, hiç olmadık heyecanla atıyordu. Aspendos Valisi ise bu girişiminden oldukça memnun biçimde kente kazandırdığı görkemli yapıları inceliyordu. O amacına ulaşmış, eskinin kasabası Roma’ya yakışır bir kente dönüşmüştü. Ama şimdi bir seçim yapmak zorundaydı; verilmiş sözü vardı. Belkıs’ın Zenon’a olan aşkından habersiz, kent halkına yaşam suyu taşıyan aquaduktu en yararlı proje olarak seçti. Ama bütün meclis ikilemdeydi acaba tiyatroya haksızlık mı yapıldı diye.

Öyle ya İmparator Marcus Aurelius’a adanacak kıymette bir yapıydı ve Curtius kardeşler akıl almaz bir para harcamışlardı. Üstelik Zenon’u takdir eden Aspendos halkı kendisine stadyumun yanında büyükçe bir bahçe armağan etmişti. Bir kez daha değerlendirmeliydi. Tiyatroyu tekrar incelemek üzere oturma sıralarının en üstünden görkemli sahne binasının Dionysos kabartmalarına hayranlıkla bakınırken bir ses duydu derinden. Birisi, fısıltı halinde “Belkıs benim olmalıydı, hata yaptılar” diye hayıflanıyordu. “Bulun bu sesin sahibini” diye buyurdu Vali.

Bu ses, porto regianın hemen önünde, sonuçtan mustarip halde sızlanan Mimar Zenon’dan başkasına ait değildi. Vali şaşkınlık içindeydi: Nasıl olur da yapının en uzak köşesindeki bir fısıltı caveanın en üstüne dek bozulmadan gelir. Yapının olağanüstü akustiğine hayran kaldı. Ve fikrini değiştirdi.

Aquadukt da müthiş bir mühendislik eseriydi ve kente su taşıyordu. Ama bu yapının estetik değeri ve akustik başarısı kentin ününe ün katacak nitelikteydi. Vali, kültürel gücün her şeyden baskın olduğunun farkındaydı. Kararını vermişti: En görkemli yapı tiyatroydu.

Ve sözünde durdu. Belkıs artık Zenon’undu. İtalicus ise görkemli aquaduktun kemeri altında, eşsiz eserine haksızlık yapıldığını kendi kendine fısıldarken sesini kimseler duymuyordu. 

Vali şimdi bir mutluluğu buyuruyordu: “Tiyatronun ilk gösterisi, Belkıs ile Zenon’un düğün şöleni olacak ve bu gösteriler ebediyen sürecek” diye. Şimdi zaman mutluluk zamanıydı. Zenon ile Belkıs mutluluğa yelken açmışlardı.

Anadolu’nun efsanevi âşıkları Ferhat ile Şirin’in kader ataları Zenon ile Belkıs’ın hikâyesi mutlu sonuçlanmıştı. Ya da belki de Ferhat, aşkına kavuşamayan İtalicusidi. Dağları delmekten çok daha zor bir işi başarıp aquaduktla kilometrelerce uzaktan kente su taşımış ama Belkıs’a kavuşamamıştı.

O günden bugüne, binlerce yıl sonra, Zenon’un kaderine sahip olmak isteyen yeni zaman âşıkları tiyatro koruma vakfına yardım adayıp sahne binasında “o kız benim olmalı” diye fısıldarken #aspendos hashtagıyla selfieler çekmekte ve ilk düğün resimlerini de şenlikli tebessümlerle Aspendos’tan yaymaktalar.


 

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yavuz Ali Sakarya 2019-02-23 23:19:34

Bilim adamı gerçekçiliğinin yanında, olan biteni eğip bükmeden çarpıtmadan, gerçeklere sırt çevirmeden ama içinde gizli kalmış, ama açığa çıkmak için her türlü fırsatı arayan bir estetik anlayışı son derece iyi gelişmiş bir sanatçı olarak Prof. Dr.Nevzat Çevik, yine çok güzel bir yorumla karşımızda. Kalemine sağlık. Çerez tadında bir öykü. demeki böylede anlatılabiliyormuş. Tebrikler.

Misafir Avatar
Nevzat Çevik 2019-02-25 10:26:06 @Yavuz Ali Sakarya

Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim Yavuz Bey. Selmlarımla

Beğenmedim! (0)
Avatar
Mehmet Bıcıoğlu 2019-02-24 22:47:34

Çok güzel bir makale olmuş tebrikler hocam

Avatar
Bülent ÖZDOĞAN 2019-04-09 17:05:26

Çok güzel metafor ve hikayeleştirme, çok beğendim.

banner157