banner154

banner221
banner228
21 Temmuz 2019 Pazar 21:00
Antalya geçmişine yolculuk, Çallı’nın adı nereden geliyor?

1970’li yılların başına kadar Antalya kenti sınırı, eski SSK Hastanesi’nin kuzeyinde, Karayollarına ait ‘Beyazbina’ adı verilen yerde biterdi.

Şehir içi otobüsleri ve dolmuşlar, ‘Beyazbina’ya kadar gelir ve tekrar geri dönerlerdi.  Yolun bundan sonrasında, sık makilik ve yer yer kaya parçaları vardı.

Sözlük anlamı “Deniz kıyısında kayalık alan” ve gelinlerin başlarına taktıkları taç” anlamına gelen Kepez, Antalya’nın kuzeyindeki ovayı da bir gelin başı gibi taçlandırır.

1960lı yıllara kadar Antalya kenti, Şarampol semtinin biraz ilerisinde; eski adıyla ‘Sosyal Sigortalar (SSK) Hastanesi’nin hemen kuzeyinde, Antalya halkının "Beyazbina" diye adlandırdığı yerde son bulurdu.

Burası bugün Güllük ve Şarampol Caddelerinin Çallı’ya çıkarken birleştiği noktadır. Beyaz bina denilen yapı da, 1950’li yıllarda karayollarının yaptırdığı, bembeyaz kireç badanalı bir yol bakım ve kontrol evinden başka bir şey değildi. 

O zamanlar, şehir içi otobüsleri ve dolmuşlar, buraya kadar gelir ve tekrar geri dönerlerdi. Yolun bundan sonrası, sık makilik ve yer yer kaya parçalarının kapladığı bir alandı.

Eskiden Beyazbina nın biraz ilerisindeki bugün emniyet binası ile Atatürk Anıtı’nın bulunduğu büyük kavşağı da içine alan arazide, aralarında bir insan  boyundan  daha yüksek ve sanki insan eliyle dikilmiş gibi bir görünüm veren bu çok sayıda doğal kaya parçaları, buradan her geçenin dikkatini çekerdi.

Bu taşlar nedeniyle, bu düzlüğe ‘Dikili Taşlar’ denirdi. 1970li yılların ortalarından itibaren "Dokuma" olarak adlandırılan bu semtte, o yılların ortalarına kadar hiçbir ev yoktu. Her taraf taşlık ve fundalık ile kaplı idi.

Kepez’e kadar devam eden yolun iki tarafı, kayalıkların arası, makilik ve yabani çilek ağaçlarıyla doluydu.

Bugün yeni otogara giderken, eski Pil Fabrikası’nın biraz ilerisinde eskiden Osmanlı devrine ait iki tane sarnıç binası vardı. Bunlardan biri korunmuşsa da, diğeri yol yapımı sırasında, yol içinde kaldığı için yıkılmıştır.

Daha 1960lı yıllara kadar Çifte Sarnıçlar’ın bulunduğu bu alan, sabahleyin erkenden Antalya’daki çeşitli hanlardan, hareket edip kentten çıktıktan sonra, deve kervanlarının ve at arabalarının eksiklerini kontrol etmek için mola verdikleri bir yerdi.

Burada araba ve atların son kontrolleri yapılır,  kervana katılacaklar son yolcular da burada beklenirdi. Kervan düzülünce de, Çifte Sarnıçlar’dan başlayarak  konvoylar halinde, Kepez’e doğru yolculuğa başlanırdı.

Çifte Sarnıçlar’ın biraz ilerisinde ise; Antalya-Burdur karayolunun solunda bugünkü otogardan başlayarak karayolu boyunca, Beylerbeyi Murat Paşa tarafından hicri 982 (miladi 1574) yılında vakıf durumuna getirilen ve büyüklüğü 14.000 hektarı bulan arazisi Kepez sırtlarına kadar  dayanan Vakıf Muratpaşa Çiftliği vardır.

Hemen hemen bir yüz yıl kadar hiç ilgilenilmeyen bu çiftlik, Cumhuriyet'ten sonra, 1930lu yılların başında işletilmeye başlandı.

Bu amaçla yüzlerce yabani zeytin, keçiboynuzu (harnup) ve antepfıstığı ağaçları aşılandı. Çiftlikteki çok eski kanallar açılıp onarılarak bataklıklar kurutuldu.

1965’te, burada yetişen zeytinleri değerlendirmek amacıyla bir zeytinyağı fabrikası kuruldu ve 1967 den itibaren bu fabrikada yöre halkı ürettikleri zeytinlerinin de işlenmesine başlandı.

Ancak o güne kader memur, bahçıvan ve küçük ölçekli birkaç esnaftan oluşan Antalya halkına, yeni geçim kaynakları yaratmak için, 1950li yılların ortalarından itibaren yeni fabrikalar kurulması için hükümete yapılan başvurular sonuç vermiş; fabrikaların kurulacağı alanlar için de, Antalyalıların "çok uzak" dediği, Antalya-Burdur karayolunun sol tarafı gösterilmişti.

1955 te Pamuklu Dokuma Fabrikası ve Kepez Elektrik Santralı, 1957 de Etibank ile Fransız Pechiney Şirketi nin kurduğu Antalya Ferrokrom ve Karpit Fabrikası, birbiri ardından yerini aldı.  

Bu fabrikaları, 1964 te kurulan Guayul Kauçuk Fabrikası,  1969’da temeli atılıp, 1969’da üretime geçen Antalya Yağ Sanayii ile, 1976 açılan Pil Fabrikası peşi sıra izledi.

Bu bölgede ilk olarak Dokuma Fabrikası kurulduğu için, halk o bölgeyi "Dokuma" olarak adlandırdı.

Artık Beyazbina’dan daha ileriye giden tek şehir içi taşıma taşıtı, işçileri dokuma Fabrikası’na üç vardiya taşıyan Dokuma Fabrikası Servis otobüsü oldu.

1970li yılların ortalarında yavaş yavaş imara açılan bu bölgede, arazi satın alarak yerleşen Çallı lakaplı Mehmet Şencan, arsasına ilk evi yaptı.

Oğlu Yük. Müh. İbrahim Şencan tarafından 1976 yılında aynı yerde Çallıoğlu İşhanı’nı inşa edilip, binaya oldukça büyük "Çallıoğlu" tabelasını asınca, dolmuş şoförleri güzergah adı olarak artık "Çallı" ismini kullanmaya başladılar.

Zamanla da bu isim, bir semt adı olarak yerleşti ve "Dikili Taşlar" ismi de unutulup gitti.

Ayşe Gökoğlu
Süleyman Demirel Üniversitesi mezunu. MYGazete.com editörü.
banner32
Son Güncelleme: 22.07.2019 17:32
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
A. NUR Şencan Aksoy 2019-07-22 16:25:58

Dedem Mehmet Şencan Çallı cami yaptırmıştı. O da en büyük etken olmuş dolmuşçular için. Tarihçe için çok teşekkür ederiz.

Avatar
Bekir tulan 2019-07-22 19:56:39

Eskiden ne güzelmiş fazla kalabalık yok muş bu fabrikalardan bir benim bildiğim

Avatar
Çetin Gökmen 2019-07-22 22:46:31

Bir Antalyalı olarak Hüseyin Bey'den çok şey öğreniyoruz.Keşke eski günler geri gelse.Eski Antalya geri gelse.eski komşular geri gelse duygulandım yine

Avatar
Fatih kaya 2019-07-24 18:03:30

Sencanlar aslen nerelı bilginiz varmı

Avatar
Ali Osman Yörük 2019-07-27 10:28:19

Vermiş olduğunuz bilgiler için teşekkür ederiz. İyiki varsınız.

banner157

banner174

banner219