banner154

banner129

Nasıl bir ülkede yaşadığınızı anlamak istiyorsanız, alışveriş merkezlerinde vakit öldürmek yerine arada bir adliyelere gidin. 

Bunu niye söylüyorum?

Çünkü adliyeler yaşadığınız ülkelerin özetidir. 

Olaylar, suçlar, idari ve hukuki meseleler adliyelerdeki davalarda görüşülüp karara varılırken o soğuk salonlarda maskeler düşer.

Ben Mimar Sinan Üniversitesi'nde Sanat Tarihi okudum. Öğrencilik yıllarımdı. 

Sanırım Uygarlık Tarihi dersindeydik.

Hocamız Hilmi Yavuz idi ve “Devlet nedir?” sorusunun yanıtını arıyorduk. 

Aklımda kalan “Gerçek ve hayali ihtiyaçların karşılanması için oluşturulan mekanizmadır” şeklindeki tanımlamaydı. 

Gerçek ve hayali ihtiyaçtan kastedilen; eğitim, sağlık, güvenlik başta olmak üzere bir devletin üzerine düşen tüm işlerdir. Bu işleri yapabilmek için ise devlet bizlerden yani vatandaşlarından değişik isimler altında vergi tahsil eder. 

En ilkelinden en modernine kadar devlet mekanizmalarındaki sistem bu şekilde çalışır. 

Bizim ülkemizde ise verginin vergisinin bile tahsil edildiği yönünde itirazlar yükselirken ağır vergi yükünden yakınanlar bir hayli fazladır. 

Peki nasıl bir ülkede yaşıyoruz? 

Toplanan vergilere rağmen yeterince kamu hizmeti alabildiğinizi düşünüyor musunuz? 

Can ve mal güvenliğiniz konusunda kendinizi huzurlu hissediyor musunuz?  

Yoksa ‘her an başıma bir şey gelebilir’ diye endişe duyuyor musunuz? 

Çocuklarınıza “aman çocuğum suya sabuna karışma” diyenlerden misiniz? 

Trafikte, yolda, evde başınıza bir hal gelir diye korkuyor musunuz? 

Aracınız kırmızı ışıkta durduğunda birinin yaklaştığını gördüğünüzde camı kapatıp kapıyı kilitleme ihtiyacı duyuyor musunuz? 

Tanımadığınız kişiler telefonla sizi aradığında dolandırılmaktan endişe ediyor musunuz? 

Nasıl bir ülkede yaşadığınızı öğrenmek istiyor ve adalet mekanizmasının nasıl işlediğini merak ediyorsanız, bırakın alış veriş merkezlerinde vakit öldürmeyi, arada bir gidip adliyelerdeki duruşmaları izleyin. 

Çünkü ülkede yaşananların, olup bitenlerin özeti adliyelerdedir. Gizlilik kararı da olmadıkça herkes bu duruşmaları izleyebilir. 

Hatta Bu duruşmaların izlenebilmesi için salonlarda oturma yerleri de mevcuttur. 

Devletin en asli görevlerinden biri adaleti tesis etmektir. 

Bu nedenle adliyelerdeki duruşma salonlarının arkasında adalet mülkün temeli diye yazılıdır.  

Yani adalet bir devletin olmazsa olmaz koşulu ve vatandaşına sunması gereken en önemli kamu hizmetidir.

Öte yandan mahkemeler devlet adına değil millet adına karar verirler. 

Gazeteciler için de adliyeler en iyi haber kaynaklarının başında gelir.

Biz gazetecilere çoğunlukla haberler ağır ceza mahkemelerinde görülen davalarda çıkar. 

Bu mahkemeler ağır suçlara bakar ve daha çok cinsel saldırı, uyuşturucu ticareti ve temini, cinayet, gasp, yağma, terör,  dolandırıcılık ve örgüt suçlarıyla ilgili davalar görülür. 

Bu mahkemelerdeki davaların mağdurları ise ağırlıklı olarak kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve zihinsel yetersiz insanlardır. 

Bunu nereden mi biliyorum? 

Çünkü 4 yıl boyunca sabahın 9’undan bazı geceler saat 2’lere kadar Antalya Adliyesi’ndeki davaları 2017 yılının ekim ayına kadar DHA muhabiri olarak takip ettim.

Bazen mahkemelerde anlatılanları dinledikçe bu kişilerle aynı biyolojik özelliklere sahip olduğunuz için insanlığınızdan da utandığınız da olur. 

Kan donduran cinayetleri işleyen masum yüzlü insanlara da, cennetten arsa satanlara da, bu dolandırıcılara inanıp paralarını kaptıran yargı mensuplarına da, uyuşturucu ticaretinden yargılanıp etkin pişmanlıktan yararlanan imama da, cinayete adı karışan avukata da, hatta dolandırılmaktan korkup kredi kartını kaptırdığı bankamatik cihazının önüne polis diken savcıyla da karşılaşabilirsiniz adliyelerde.

Yargı muhabirliği yaptığım dönemlerde beni etkileyen birçok dava olmuştur. 

Bunlardan birisi, 4 yıl önce bir arkadaşının doğum günü kutlamasından dönerken annesiyle birlikte yaşadığı apartmanın girişinde boğazına bıçak dayanıp cinsel saldırıya uğrayan 26 yaşındaki genç bir kızın başına gelenlerdi. 

Akıl almaz olay geçen 2015 yılı 23 nisan gecesi Yeşilbahçe Mahallesinde meydana gelmişti. 

26 yaşındaki S.G. Portakal Çiçeği Bulvarı üzerindeki bir evde yaşlı annesiyle birlikte ikamet ediyordu. 

Bir akşam iş arkadaşının doğum günü partisine gitmişti. Dönüşte yolda gece başına bir şey gelmesinden endişe ettiği için bir arkadaşı otomobiliyle kendisini evin karşısındaki caddeye kadar bırakmıştı. 

Araçtan inip yolun karşısına geçen S.G. apartmanın giriş kapısını anahtarıyla açıp içeri adımını attığında peşinden tanımadığı biri de içeriye girmişti. Genç kız asansörü çağırdığında ise tanımadığı bu kişi cebinden bıçağı çıkarıp S.G.’nin boğazına dayamıştı. Diğer eliyle de genç kızın ağzını kapatmıştı. 

Sonra da “yüzünü çizmemi istemiyorsan bağırma” diye tehdit etmişti. Korkudan sesini çıkaramayan ve karşı koyamayan S. G.’nin Söylenenleri yapmaktan başka çaresi yoktu. 

Genç kızı apartmanın bodrum katına indirmek isteyen şahıs, kapının kilitli olduğunu görünce bunu başaramadı. 

Sonra boğazına bıçak dayayıp ağzını kapadığı S.G.’yi binanın dışına çıkarıp arkadaki otoparka götürdü. 

Park edilen araçların arasında genç kızın pantolonunu ve iç çamaşırını çıkaran şahıs, S.G.’ye tecavüz etmek istedi ancak bunu tam olarak başaramayınca kaçtı. 

Olaydan sonra S.G.’nin şikayeti üzerine polis şahısı yakalamak için zorlu bir çalışmanın içine girdi. Şüpheli, 15 ay sonra Antalya’daki bir esnafın yanında çalışırken yakalandı.

 F.K. isimli zanlı 26 yaşındaydı ve kendisine iftira atıldığını iddia etti. 

Bunun üzerine genç kızın olay günü giydiği kot pantolonu ve iç çamaşırı kriminal laboratuarda analiz ettirildi.

Yapılan biyolojik incelemede genç kızın giysilerindeki örnekle F.K.’nın dokusunun uyumlu olduğu ortaya çıktı. 

Bunun üzerine olayın failinin kendisi olduğunu itiraf etmek zorunda kalan F.K. bu kez genç kızı para karşılığında erkeklerle birlikte olan biri olmakla itham etti.

Olay gecesi S.G.’ye 50 lira verdiğini bunun karşılığında apartmanın bahçesindeki otoparkta seviştiklerini ileri sürdü. 

Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan F.K’nin davasının akıbetini bilmiyorum. Çünkü bu dava karara bağlanmadan önce ben adiye muhabirliğinden ayrılmıştım. 

İşte Ordu’da 20 yaşındaki Ceren Özdemir’in evinin önünde hiç tanımadığı bir kişi tarafından bıçakla öldürülmesi bana Antalya’da 4 yıl önce 26 yaşındaki S.G.’nin başına gelen bu olayı anımsattı. 

Belki de S.G. de direnseydi sonu Ceren gibi olacaktı. 

Zaman ve mekan farklı olsa da kadınlarımız, kızlarımız istismara uğramaya, şiddete maruz kalmaya ve öldürülmeye devam ediyor.

Sağlıcakla kalın…

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner157

banner174

banner242

banner245