banner154

banner129

1970’li yılların sonlarıydı. Ben Zeytinköy’deki Gültekin İlkokulunda okuyordum.
Sınıf arkadaşlarımın çoğu, okulun bitişiğindeki yetiştirme yurdunda kalan yetimlerden oluşuyordu.  Karaborsa yılları. Benzin, mazot, tüp kuyruklarının olduğu dönem. 

Sigara da karaborsaydı. 

Bakkallarda bulunmuyordu.  Atatürk Caddesindeki eski Kültür Sinemasının karşısında Tekel binası vardı.   
Sigara tiryakileri bayilerde bulamadıkları için Tekel binasının önünde kuyruğa girip birkaç paket sigara alabiliyordu.  

Yüzlerce metreyi bulan kuyruklar Haşimişcan Mahallesinin içlerine kadar uzanıyordu.

Yetiştirme Yurdu’nun çocuklarına bu karaborsa dönem kazanç kapısı olmuştu. Yurt çocukları kuyruğa girip birkaç paket sigara aldıktan sonra şimdiki Markantalya alışveriş merkezinin yerinde olan Antalya’nın şehirlerarası otobüs terminalinde bunları karaborsa satıyorlardı.

Bazen onlara benim de katıldığım günler oluyordu.  Sigarayla tanışmam böyle oldu.
Ama hiçbirimiz sigara içmiyorduk.

Ve 1980’ler…

12 eylül 1980 darbesinden sonra karaborsa dönemi de sona erdi.   İthalata başlandı.  Televizyon kanalları renklendi. Hayatımıza kot pantolon, kovboy çizmeleri, yabancı marka sigaralar girdi. 

Belki de özentiyle 1980’lerin sonlarına doğru lise 3. Sınıftayken ben de sigaraya başladım. Kendime hiç yakıştıramadığım sigaranın adeta esiri olmuştum. 

Red-kit misali ağzımdan düşürmez olmuştum. 

Lise son sınıftayken teneffüslerde vaktimi Antalya Lisesinin tuvaletinde sigara içerek geçiriyordum. Bazen tuvalete baskınlar düzenlenip hocalar yakaladıkları paketlerimize el koyuyorlardı. 

Kendisi de sigara tiryakisi olan bir beden eğitimi öğretmeni tuvalete baskın yapanların başında geliyordu.  Bu hocanın yakalayıp bizden aldığı sigaraları kendisinin içtiğini, düşünüyorduk.  

Dönemin Lise Müdürü İbrahim Dinçer ise bizleri her yakaladığında nasihat veriyordu.  Kendisinin 18 yıl sigara içip bıraktığını anlatıyordu.

Ama bizleri ne baskınlar, ne de nasihatlar yıldırıyordu. 

Hatta sigara yüzünden dayak yediğimiz günler bile oluyordu. 

Ve 1990’lı yılların başı. 

Artık Üniversite öğrencisiydim. Mimar Sinan Üniversitesindeydim. O yıllarda şehirlerarası otobüslerde yolculuk ederken bile sigara içilebiliyordu. 
Tiryakiler için büyük bir keyifti. İçmeyenler rahatsız olduğunu söyleyince tiryakiler, “Rahatınıza düşkünseniz otomobille gidin” diyerek tepki gösteriyordu. Yani sigara içmek normal, içmemek ise adeta suçtu.

O yılarda sınıflarda da sigara içilebiliyordu.  Birinci sınıfta Uygarlık Tarihi dersimize giren Hilmi Yavuz cebindeki paketten bir sigara çıkarıp dudaklarının arasına almıştı.

Ben de çakmağımı çıkarıp “Yakayım hocam” demiştim. 
Bunun üzerine Hilmi Yavuz “ Asla” demişti. Sonra da “Beni sigarayla gören çok olmuştur. Ama yakıp içerken bir kere bile gören olmamıştır” demişti. 

Meğer Hilmi Yavuz sigarayı yakmadan içiyormuş… 1980’den beri. 

Haliyle bir daha centilmenlik yapıp Hilmi Yavuz’un sigarasını yakmak için hiç teşebbüste bulunmadım.
Üniversiteden mezun olup gazeteciliğe başlamıştım. Çevremde de sigara içen sayısı giderek artıyordu. Bürokratlar, siyasetçiler, iş adamları, doktorlar… Hele gazetecilerin alayı tiryakiydi… İçmeyen çok azdı.

1980’lerin ortalarında ithalatına başlanan yabancı sigaraların,  puroların esiri olmuştuk adeta…

Ben de Red-Kit gibi ağzından sigarayı düşürmeyen biriydim. Yanımda sürekli yedek paketim olurdu. Biri bitmeden diğerini yakardım bazen.

Ve 2000’li yıllar.

 Alkol ve sigarada vergi oranları yükseltildi.   Sigaranın zararları daha çok dile getirilmeye başlandı.  Bırakanlar oldu. Ben yine içmeye devam ettim. Ama sigara yüzünden sağlığım bozulmaya başladı.

2010’lu yıllar…

Çocukluğumun geçtiği Zeytinköy, uyuşturucu ticaretiyle anılmaya başlanmıştı.   2011 yılının yaz aylarında madde bağımlıları ve uyuşturucu ticaretiyle ilgili bir haberi hazırlıyordum. Vücuduna iğneyle uyuşturucu enjekte ederken gördüğüm genç hayat hikayesini anlatıyordu. Uyuşturucuya kız arkadaşının alıştırdığını söylemişti. Kendisine “Bırakamıyor musun?“ diye sorunca ders gibi bir yanıt vermişti. 

Ben o sırada sigara içiyordum. Sigaramı işaret eden madde bağımlısı bu genç, “Abi sen sigarayı bırakabiliyor musun? Ben uyuşturucu almayınca krize giriyorum.  Kemiklerime ağrılar giriyor. Üşüyorum.  Titriyorum. Kendimi kaybediyorum. Krize girmemek için bulduğum parayı buna harcıyorum. İşimi, her şeyimi kaybettim. Bu illet beni insan olmaktan çıkardı. Ben uyuşturucunun bağımlısıyım. Sen de sigaranın bağımlısısın.  Sen bırakabiliyor musun ki bana uyuşturucuyu bırakabiliyor musun diye soruyorsun” demişti.

Verilen bu yanıttan çok etkilenmiştim. Evet ben bir bağımlıydım. O gencin söyledikleri aklımdan hiç çıkmıyordu. 2011 yılının sonbahar aylarında sigarayı bıraktım.   O günden bu yana bir daha da içmedim.  İlk aylar oldukça zor geçti.  Ama artık hiç ama hiç aramıyorum.  Yanımda birisi içtiğinde canım çekmiyor. Ama işin tuhafı kokusu kötü de gelmiyor. Hesap edince 20 yıldan fazla süre sigara içmişim.  

Aklıma akciğer kanseri nedeniyle hayatlarını kaybeden 3 isim geldi… 

Türk siyasetinin temiz yüzlerinden biri olarak anılan ANAP Antalya il Başkanlarından Niyazi Öcal, o dönemde tanıdığım tiryakilerin arasındaydı.   Niyazi Öcal benim gibi 10 yıl kadar önce sigarayı bırakmış.  Antalya eski Emniyet Müdürlerinden Natık Canca’yı da  çoğu zaman elinde puroyla hatırlarım. Hatta 1998 yılında Natık Canca’nın ikram ettiği puroyu içerken dönemin Valisi Hüsnü Tuğlu gözümün önünde gömleğini yakmıştı. O da akciğer kanserinden hayatını kaybetti.  Son olarak Antalya Tabip Odası Eski Başkanlarından Arif Bulut da akciğer kanserine yenik düştü. Arif Bulut’un sigara içip içmediğini bilmiyorum. Ancak kanser her yanımızı sarıyor. Bu bir gerçek. 

Şunu da ekleyeyim;  Üniversitede 4 yıl derslerimize giren Hilmi Yavuz geçen yıl mayıs ayında Antalya’ya gelmişti. Kendisiyle sohbet ederken yine sigarasını çıkarıp ağzına aldı. Yine yakmadı.

”Hocam bir paket kaç gün gidiyor?” diye sordum. “Yaklaşık Bir ay” dedi.  

40 yıldır hiç yakmadan keyifle içiyor. 
 

banner130
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner157

banner174

banner242

banner245