YAZARLARIMIZ

30.11.2016 / 11:56:55
1468 kez okundu

Doç.Dr.Metin Sarıkaya

dr.metinsarikaya@icloud.com

Tüm arşive ulaşmak için tıklayınız.

SAVAŞLAR NE ZAMAN BİTER?

Tarih boyunca insanların birbiriyiyle savaştığını biliriz, insanlık tarihi adeta savaşlar tarihidir. Canlılar içinde en akıllısı olan insan türü aynı zamanda kendi türünü en çok öldüren canlı türüdür. Taşıdığın akıl sürekli kendi türünle savaşmaya ve türünü öldürmek için en üstün silahları üretmene yarıyorsa, ben o aklı hiç taşımamayı ve insan değil, sıradan bir ağaç olmayı tercih ederim. 

Öldürmenin ve savaşmanın sebebi çoktur. İntikam için öldürürsün, namus meselesinden öldürürsün, sana düşman olanları öldürürsün, bazen aşk için öldürürsün, istila etmek için veya istilaya uğradığın için öldürürsün, para ve güç için öldürürsün, hırsların için öldürürsün, ideoloji veya inanç için öldürürürsün veya çaresizlik içinde kalıp kendini öldürürsün.

Öldürmenin ve savaşmanın sebepleri çoktur, say say bitmez. Varolduğundan beri insanlığın savaşsız geçen bir dönemi yoktur, şu an dahil.

Sokaktaki kediye, köpeğe, kumruya, kuşa, doğadaki kurda, tilkiye, geyiğe, hatta bir böceğe bakın, derdi yiyecek birşeyler bulmak ve hayatta kalmak, hiçbiri kendi türünü öldürmüyor, verdiği bir savaş var o da hayatta kalma savaşı. Akılları ancak bu kadarına yetiyor, keşke insan aklı da sadece türünün hayatta kalması için çalışsaydı. Aynı onlar gibi tek derdi geçinmek ve hayatta kalmak olan milyarlarca insan var. Silahlara verilen devasa servetler olmasa, savaşlar ve ölümler olmasa, milyarlarca insanın refahı artacak, hayatları fakirlik yokluk içinde geçmeyecek, ölümler olmasa acılar dinecek, yoksulluklar bitecek. İlkel yaşamdan medeniyetler çağına gelmiş ama en az 500 bin yıldır hala birbirini öldüren bir akılda, konu savaş ve ölüm olunca, bunca gelişime ve ilerlemeye rağmen hiç değişmeyen bu lanetin sebebi nedir?  

Sorun insanlar arasında ise çözüm de insanlar arasında olmalıdır. Cevap basittir aslında, insanoğlunun başkasıyla savaşmadan önce kendisiyle savaşmamasıdır sorun. Başkasını öldürmeden önce kendi beynindeki ilkel kısmı öldürmemesidir. Cevap basit ama cevabın mertebesine çıkmak çaba istiyor. Mevlana´yı, Yunus Emre´yi, Mahsuni Şerif´i, Gandhi´yi  insan yapan, kırk gün bir odaya kapanıp kendi savaşını kazanmasıdır, içindeki ilkelliği öldürüp yerine sevgiyi koyabilmesidir. İnzivaya çekilen Konfüçyüs gibi Tzu gibi uzakdoğu bilgelerinin yaptığı şey de beynindeki ilkel hırsları, düşmanlıkları, dinmeyen arzuları öldürme hissini, intikam ateşlerini söndürüp saf insan haline gelme savaşı değil midir? 

"En büyük savaş" insanın kendiyle savaşıdır. Derler ki, insanın en büyük düşmanı kendisidir. İnsanın kendine yaptığı kötülüğü başkaları yapamaz. Bomboş bir beyinle doğarsın, bazı şeyleri kendisi öğrenir beyin, örneğin dil öğrenmek konuşmak gibi. Bazı şeyleri beynine zorla sokarlar, ideolojiler gibi, bazı şeyleri yaşayarak öğrenirsin, bazı şeyleri ise sen isteyerek, merak ederek, okuyarak öğrenirsin. Seni insan ve özgür bir benlik sahibi yapacak olan şey sonuncusudur. Bu sürekli gelişip değişen şey insana ait duran akıl ve zeka bölümlerindir. Kişiliğinin büyük çoğunluğu, yaşamın değişik şekillerde beynine ulaştırdığı tüm verilerle oluşur. Ancak beynindeki ilkel kısım öylece durur, onu yenmenin yolu bilgiyle erdemliliğe ulaşmaktır. Çoğunluğumuzun hayatı içindeki ilkellikle hiç hesaplaşmadan geçer, hatta ona teslim olmuş olarak geçer, tüm bunların farkında bile değildir. bu yüzden sürer savaşlar, bu yüzden sürer ölümler. İnsanlığın az bir kısmı ise filozof, bilge, alim, erdem sahibi dediğimiz Mevlana gibi, Sokrates gibi, Russell gibi, "bir hayalim var" diyen Luther King gibi, çektiği onca eziyet ve açlığa rağmen kimseye kin ve intikam gütmeyen Said Nursi gibi, Konfüçyüs ve Tzu gibi, Chomsky gibi insanlar içindeki ilkelliği öldürebilmek için büyük çileler çekmiştir. 

Düşünen her insan için bir zaman gelir ve kendinle savaşın eşiğinde oturursun. Gülü değil dikenini tanırsan onu dikenden ibaret görür koklamazsın bile, gülü dikensiz halde bilirsen dokunduğunda dikeni elini kanatır. Onu hem güzel hem kötü yönüyle görürsen gül ile ilgili savaşı kazanırsın. Felsefede dualizm diye anlatılır, içimizdeki iyilik ve kötülüğün varlığı. Kendinle savaşta hayattaki herşeyi tek yönden, tek açıdan göreceksen dualistliğin devam eder.  Kendinle savaşta "dünyaya, insanlığa, doğru ve yanlışa ait bilgin var ise" artık hazırsın. Bu yapacağın en zor savaştır. 

Beni kendi halimde saatlerce oturup düşünürken görenler sorar, yalnız başına niye saatlerce oturup durursun? Kendimle savaşıyorum, derim. Gülüp geçerler. Evet, hepimizin başına gelir, kandırılmak, kullanılmak, batmak, terkedilmek, ihanete uğramak. İçimizdeki öfke, intikam, öldürmek, kötülüğe aynen karşılık vermek ve suçu hep karşındakine atmak hisleri beni ele geçirir. Birşey yapmadan önce "kendimle savaşmam" günlerce sürer. "Tüm bunlara sen izin verdin, görmen gerekenleri zamanında göremedin, başkalarına muhtaç hale gelip, onlara teslim oldun, başına gelenlerin asıl nedeni sensin". Kendisini yargılamayan insanın, başkasını yargılamaya hakkı yoktur. "Asıl düşmanın sensin, bırak boşver diğerlerini, hemen öfkeyle karar verme, kendinle savaş önce, kendi hatalarını gör ve bunlardan kurtul. İntikam alınca, kendi hatalarını düzeltmeyince herşey daha iyi mi olacak? o zaman kazanan ve kendini iyi hisseden sen mi olacaksın". Evet, kendimle savaşımı verdim, kazanan "intikam değil, kazanan aklımla hareket etmek ve bundan sonra daha mantıklı olmam gerektiği" olmalıdır. 

İnsani kısmını bilgiyle ve en çok da felsefeyle güçlendirirsin, kendinle savaş ve çile zamanın geldiğinde kazanmak, ve beyninin ilkel kısmını öldürmek gerçekten  zordur, yıllar süren bir çaba, emek, bilgi sevgisi ( philosophy ), çok yönlü bakış açısı sağlayacak birikimin gerekir. Bunlar varsa savaşı er geç kazanırsın. Batı Felsefesi Tarihi"ni yazan B. Russell, "içimdeki canavarı ancak kırk yılda yenebildim" der, İngiltere´den savaş karşıtı olduğu için kovulur. O da bunu şerefle kabul eder. 

O eşiğe geldiğinde bomboş veya tek yönde yetişmiş bir beyin taşıyorsan, kendi fikirsel dünyanı geliştirmeden sadece birilerinin beyniyle hareket edersin, bu seni insan yapmaz. Sürünün içindeki bir koyun olarak kalırsın. Kendinle savaştan ancak hayvani ve ilkel taraflarınla ve yenilmiş olarak çıkarsın. Kolay yol, herşeyi bildiğini sandıklarının peşinden savaşa ve ölüme, öldürmeye gitmektir. O zaman daha kolay olanı seçersin, aklın değil ilkel içgüdülerin seni ya tek başına, ya da başkalarının peşine takar, savaşa ve öldürmeye sürükler.  

Bu gün ve geçmişte insanoğlu hala öldürmeyi ve savaşları sürdürüyorsa bunun nedeni "önce kendiyle hesaplaşmaması veya kendiyle olan savaşı kaybetmiş olmasıdır". Savaş ve öldürme isteği uzun uzun düşünmeni gerektirmez, kendinle hesaplaşmaktan kaçan için kolay bir karardır. Benliğine ve kendi bakış açına ulaşmak ise çok çaba ister, içindeki iyilerin kazanması taşıdığın ilkel vahşeti yenmen dünyayı ve bilgiyi kavrayışına bağlıdır.

" Sorgulanmamış bir yaşam yaşanmaya değmez" der Sokrates. Burada söz konusu olan şey, kişinin kendisinin ve kendisiyle ilişkisinin ne durumda olduğudur. Başka bir deyişle, kendinden yola çıkarak diğer insanlarla, dünyayla, yaşamla kurduğu ilişkileri gözden geçirmesinin, bilgi edinmesinin ve kendini bilerek yaşamasının önemi vurgulanır. Bunlar kişinin nihayetinde yaşamının her döneminde önce "kendinle savaşmanın ve hesaplaşmanın" önceliğini vurgular. İnsanoğlu çok savaş kazanmış veya kaybetmiştir, çok öldürmüş veya ölmüştür. Sorgulanmamış ve aklın süzgecinden geçmemiş bir yaşam, önceliği kendi iç savaşına hiç vermemiş bir yaşamdır. "Kendin için istediğini herkes için isteme" noktasına gelindiği zaman "ölüm ve savaş" insanoğlunun tarihte kalmış ve geçmişte kendi türüne yaptığı kötülükler olarak hatırlanacaktır. 

YASAL UYARI: "mygazete.com" haber portalında yayınlanan köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun tüm hakları New World Media Grubu'na aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun bir kısmı veya tamamı kullanılamaz. Tüm yasal hakları saklıdır.

YORUM YAZ

*İsim *E-posta *Yorumunuz

Okuyucu Yorumları ( Toplam , 0 adet)