RÖPORTAJ

29.02.2016

Yazar Mehlika Dülger ´Kedra´yı anlattı

Yazar Mehlika Dülger ´Kedra´yı anlattı

Psikolog yazar Mehlika Dülger, MY Gazete köşe yazarı Ali Mesut Taşdöven’in sorularını yanıtladı.

Kitabın ‘Kedra’yı okuyan biri olarak da sana sormak istediğim bir sürü soru var. Okuduğum içinde rahatlıkla Kedra’nın mistik bir derinliği olduğunu söyleyebilirim. Bugüne kadar okuduklarımdan çok farklı. Bir kere de MY Gazete okuru içinde anlatır mısın ilginç hikayesini?

Öncelikle Kedra’yı anlatma fırsatı verdiğin için teşekkür ederim. Memnuniyetleanlatırım.Kitaptaki kahraman Mabel’in dünyaya sevgi mesajları vermekle ilgili bir görevi var. Aslında farklı bir gezegenden. Dünya zihin hükümdarlığına girince, dengesi bozuluyor ve kendi galaksisinde ses frekansları dengeleyicisi olan Mabel, dünya üzerinde bir mührü açması gerekiyor. Bu mührü açınca gezegeniyle bir buluşması olacak. İşte bu bölümü yazarken anlamsız kelimeler yazdım ve sonuncusu Kedra ile bitti. Kulağıma hoş geldi. Hemen Google’a baktım ve karşıma çıkan ilk cümle “ Sağlık, bolluk, bereket ve spritüellikte en uç nokta” idi. Resmen titredim. Kitabın içeriğini karşılıyordu ve böylelikle kitap kendi adını kendi koymuş oldu.

Kedra’yı benzerlerinden farklı kılan ne?

Günümüz insanı yeryüzü ile gökyüzü arasında sıkışmış durumda. Doğamızdan uzaklaştıkça, bilimin gittikçe karmaşıklaşan yaşamdaki insanın ihtiyaçlarına yeterince cevap vermediğini düşünüyorum. İnsan yeni arayışlara girdi. Bu yüzden de spritüellik bu kadar yükselişte. İnsan kendi doğasına dönmek için, daha yüksek bir kaynakla bağ kurarak, anlamlandırmakta zorlandığı şeyleri anlamlandırmaya ihtiyaç duyuyor. Ben de Kedra’da aslında bir kutup olmayan, bilim ve spritüelliği el ele yürütüyorum ve bunu bir roman kurgusunda yapıyorum. Bunu yaparken aslında nasıl da iç içe geçtiklerini görüyor okur.

En dikkatimi çeken noktalardan biri, okura ne yapması gerektiğini söylemiyorsun. Okurken birçok yerde benim duygularıma ses verilmiş gibi hissettim, duyguları bir oya gibi işlemişsin, benim için belirsiz olan birçok nokta netleşti. Sanıyorum bunda psikolog olmanın etkisi var?

Tabi ki. Belki de Kedra’yı romandan farklı kılan da bu özelliği. İnsan davranışlarının ardındaki görünmeyen deryayı görünür kılıyor Kedra.  Gittikçe karmaşıklaşan, ne için yer kapladığımızı anlamlandırmakta zorlandığımız ve yaradılışımıza yabancılaştığımız yaşamda biraz olsun insanların yüreklerine su serpme niyetindeyim. İnsan zihni tanımlayamadığı durum karşısında, bedene kaygı yükler. Sanıyorum Kedra ile bu çağın en büyük sorunu olan “boşluk” duygusunun görünmeyen yüzünü de görünür kıldım. “Arafın mührünü açtım.” diyorum hep.

Arafın mührünü açmak derken neyi kastediyorsun?

Günümüz insanı ne yaparsa yapsın mutlu olamıyor. Çünkü zihninde idealize ettiği kariyer, ilişki gibi şeylerin peşinde mutluluğu yakalayacağına inanıyor. Oysa idealize ettikleri dışarıda. Bu idealize sırasında kendi bedenini ihtiyaçlarıyla temasını yitiriyor, bu kişiye “boşluk”  duygusu olarak geri dönüyor. Bugünün popüler söylemi “Değişim içten gelir”i nasıl yapacağını bilmiyor. Ben Kedra’da şunu diyorum okura: “ Eğer içindeki karanlıkla barışmazsan, her daim idealize ettiklerinin peşinden koşarak, içindeki karanlıkla yüzleşmediğin için dışarıdaki gölgelerinle savaşırsın. Dışarıyı değiştirmeye çalışarak, içinde gerçek senin olmadığı hayalet bir yaşam yaşarsın. Karanlık da, içindeki çocukla bitmemiş meselelerindir.”  Bu kitabı okuduktan sonra okurun hayata aynı bakamayacağını söyleyebilirim.

Mührü açmak derken, okuru roman kahramanıyla birlikte büyülü bir dünyanın içine çekerek kendiyle teması olmayan insanın yaşadığı savrulmaların anlamını bir harita gibi açıp, okura yol haritası sunuyorum. Bunu yaparken de okura ne yapması gerektiğini söylemiyorum, okur çözüme giden yolda sorgulayarak, kendi cevaplarını kendi verecek.

Kitabı okurken şu çok dikkatimi çekti; “Sınırlar” İnsanın hem kendiyle, hem çevreyle girdiği ilişkiyi hep sınırlar çerçevesinde almışsın. Düşündüm de belki de şu anda hem kişiler arası hem ülkemizin geçtiği süreç düşünüldüğünde hepimizin temel problemi iletişim. Senin satırlarını okuduktan sonra sınırlarımızı ve karşımızdaki kişinin sınırlarını göremediğimiz için, bu yüzden iletişimde sorunlar yaşadığımızı düşündüm.

Çok iyi bir tespit. Kendimizin duygu, düşünceleri ile temas kumayı becerebilsek, karşımızdaki kişinin sınır ve sınırlılıkları da daha rahat kabul edebiliriz. Hayatta, yaşadığımız problemler sırasında çocuk gözümüzün yetişkin yanımıza hakim olduğunu düşünüyorum. Çünkü, bir yetişkin şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun, her durumda ne yapacağını bilir. Kontroldedir. Bedeniyle, duygularıyla temas halindedir. Duygularını fark edebildiğinde, çözüm yolunda kendini daha rahat ifade edebilir.  Çünkü duygularımızı ifade ettiğimizde, o enerjinin üzerimizdeki etkisi salınmış olur. Yetişkin duruşumuza geçeriz. Bu duruşa geçtiğimiz zaman da, kendi bedeninin sınırları dahilinde neyi yapıp neyi yapamayacağımızı bilir; karşımızdaki kişinin sınırlarını da görmeye başlarız. Kendi sınırlarını gören kişinin karanlık ve aydınlığıyla kendini kabulü başlamıştır. Kendini kabul eden, karşındakinin karanlığını görüp kabul edebilir. Bu aşamaya gelen kişi, artık kendi, çevresi ve toplumla girdiği ilişkide zihni duruma siyah- beyaz değil; “hem siyah, hem beyaz” yönünden bakar ve bana göre şu an bu ihtiyacımız olan bilinç seviyesidir.

Problemler sırasında duygusal kontrolü yitirdiğimizde, arka alanını açsak “korku”larla karşılaşırız. Korku devreye girdiği anda, beyin ilkel tepkilerine “savaş-kaç-don” döner yani zihindeki ilk kayıtlarına, ilk korkuyla baş etme stratejilerine. Bu söz konusu olduğunda, sence iletişim kurabilmemiz mümkün mü? O yüzden “Ne hissediyorum?” diye kendimize soru sormayı ve ifade etmeyi öğrenmeliyiz. Bunu yapan kişi, dışarısı ile uğraşmayıp, değişimi içerden başlatmayı öğrenmiş olur.

Niye duygularımızla temas etmekte bu kadar zorlanıyoruz peki?

Çocukken suçluluk duygularıyla utandırılarak, doğru, yanlışlarla büyütülmedik mi? Bu bir çocukta korku yaratmaz mı? Korkan çocuk ne yapar? Hayatta kalmak için o duruma uygun, zihinsel yapılar geliştirmek zorunda kalır. Duygularla teması kaybolur, kendiyle ilişkisi zihni aracılığı ile olur. Diğer bir deyişle kendine yabancılaşır. Duygularından uzak, zihin seviyesinden yaşama bakan insan bilsin ki çocuk gözü hala yaşamında hakim. O da dönemin, ifade edemediklerini bugün de canlı tutarak, kendini yaşamda patinaja alır. Ve bu kişinin gerçekten yaşayabileceğinden, yetişkin ihtiyaçlarıyla ne kadar temas halinde olabileceğini sen düşün!

Son bir soru daha sormak istiyorum. Müslüman bir ülkede tanrı bilincini, farklı bir perspektiften değerlendirmişsin ve çocuklara bir temel vermişsin. Ailelerin de en çok zorlandığı konulardan biri bu, değil mi?

Evet. Din bir sınır koyduğu için, bazı kavramları da o sınır çerçevesinde değerlendiriliyoruz. Oysa çocukların zihni bunu kaldıramaz. Çocukların zihni için Tanrı çok soyut bir kavram. Belki kendi çocukluğumda yaşadığım korkular o bölümü yazmamda etkili oldu ve uzun süre çocuklarla çalışan bir psikolog olmamın onların sınırlarını algılamamda etkisi büyük. O bölümde küçük Mabel’le,  Tanrı arasında sadece sevgiyle örülen bir bağ kuruyorum ve kendi olmak, yaradılış, sınırlar, erdem, duyguları ifade etme, duygularla baş etme yöntemleri, ebeveynin dünyasına anlayış geliştirme gibi temeller veriyorum. Ailelere de çocuklarının dünyasını anlamalarına yardımcı oluyorum.  Benim için oldukça önemli bir bölüm. Çünkü çocuklukta verilen temelin, yetişkin yaşamda baş etme yöntemlerini etkilediğini düşünüyorum. Çocuğun Tanrı ile kurduğu bağ sadece sevgi ile örülürse, çocuk yetişkin olduğunda yaşam zorlanmalarında kendine bir kanal yaratmayı öğrendiği için daha rahat akar yaşamda. Diğer bir deyişle, gücünü dışardan değil, içeriden yaratmayı öğrenir.

Çok teşekkür ederim sevgili Mehlika. Umarım senin ve Kedra’nın yolu açık olur. İkinci kitabını okumayı sabırsızlıkla bekliyor olacağım.

Kedra, toplumda şu anda kişinin kendi içindeki ve dışındaki yaşadığı çatışmalara cevap vermede çok önemli bir kitap. Bir hediye. Okurun yüreğine umut, güç ve sevgi tohumları ekecek. Okur kendine bir sınır çizerek, idraklerini farklı bir noktaya çekip, yeni çözümler üretecek ve buna kanal olduğun için esas ben teşekkür ederim Ali. 

YASAL UYARI: "mygazete.com" haber portalında yayınlanan köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun tüm hakları New World Media Grubu'na aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun bir kısmı veya tamamı kullanılamaz. Tüm yasal hakları saklıdır.

YORUM YAZ

*İsim *E-posta *Yorumunuz

Okuyucu Yorumları ( Toplam , 0 adet)