RÖPORTAJ

15.11.2016

Elif Dağdeviren; ”Festivaller film gösterim yeri olmamalı”

Elif Dağdeviren;  ”Festivaller film gösterim yeri olmamalı”

Röportaj: Işık TUNCEL

Rüzgar gibi geçen 53. Antalya Uluslar arası Film Festivali’ni Festival Direktörü Elif Dağdeviren ile konuştuk. Türkiye’nin önemli film yapımcılarından Dağdeviren, film festivallerinin sadece film gösterimi olmaması gerektiğini hatırlatarak Antalya ve sinemayı birleştiren lokomotifleri MY Dergi Kasım sayısı için yanıtladı.

Dünya sinema endüstrisine baktığımızda Türkiye sinema açısından Dünya’nın neresinde?

Yaşantımın büyük bir bölümünü sinemaya adadığım için kendi hayatımdan örnek vermek istiyorum. Benim hayatımda bu anlamda ilk ciddi büyük yolculuğum 2007 yılında “Dondurmam Gaymak” ile ilk Oskar aday adaylığıdır. O zaman Türkiye sineması diye bir şey hemen hemen hiç yoktu. Biz Dondurmam Gaymak ile yüz ülkenin içinde tek Türk Filmi idik. Oskar Ödülleri’nin özellikle uluslar arası yarışması tamamen sisteme para harcama üzerine kurulu. Gidip filmi tanıtmanız için bu sisteme girmeniz gerekiyor. Jüri çok kalabalık ve ilgilerini çekip filminizi izletmeniz lazım. Yüz ülkenin içinden jüri üyelerinin izleyeceği maksimum 20 filmin içine Türkiye girmiyordu. Şimdi giriyor... Yani o kadar net bir ayrım var. O kadar büyük bir gelişme var.

Antalya Uluslararası Film Festivali‘nin Antalya’ya katkıları sizin gözlemlerinizle nelerdir?

Öncelikle bir festival iki şeye hitap etmeli birincisi içinde bulunduğu şehre içinde bulunduğu sektöre. Yani bizim işimiz hem sinema sektörüne hem de Antalya’ya hizmet etmek… Sinema sektörünün kalbi İstanbul’da ancak biz bunu nasıl Antalya’da uyarlarız dedik. Dünya’da artık film festivallerinde içerik değişmeye başladı. Uluslar arası bir festival olmak istiyorsanız sadece uluslar arası film izletip bitiremiyorsunuz. Yani bu uluslar arası bir anlam katmıyor. Uluslar arası sinema endüstrisini Antalya’ya getirmek ve Türkiye’de sinema endüstrisi içinde yer alan kişilerle buluşturmak gerekiyor. Böylece Dünya’nın önemli sektör oyuncuları siz davet etmeden de Antalya’ya gelmeye başlar, onlar buraya geldiği için başkaları da gelir. Dolayısıyla Dünya’daki sinema sektörü de festival tarihlerinde Antalya’ya akın eder. Bizim en büyük hedefimiz bu. Bu yıl festival yolu ve kral yolunda major değişiklikler oldu. Kentli ve festival için Antalya’ya gelen konuklar kendilerini birçok etkinliğin içinde buldular. Bir festival şehrine yakışır düzeyde çok parlak ve keyifli oldu. Benim hayalim önümüzdeki yıl festival yolundan yürüyen sinemaseverlerin omuz omuza izleyecekleri film için sıraya girmeleri… 

53. Uluslar arası Antalya Film Festivali kapsamında bu yıl 2.si gerçekleşen Antalya Film Forum hakkında neler söyleyeceksiniz?

Sinema sektörünün gelişimini desteklemek maddi ve manevi katkılar sunarak sinema emekçilerinin projelerinin uluslararası platformlarda tanıtılmasını sağlamak adına hayata geçirdik. Alin Taşçıyan, Zeynep Atakan ve ben 20 yıldır Dünya’daki tüm film festivallerini geziyoruz. Dolayısıyla Dünya’yı sistem açısından öğrendiğimiz için bunu Antalya’ya uyarlamamız bizim için zor olmadı. Zeynep Atakan Dünya’daki festivallerden yola çıkarak Antalya’da bir film forumun çok güzel olacağını söyledi. Biz de bu güzel düşünceyi Antalya’ya uyarlamanın yollarını araştırdık hemen. Menderes Türel bu fikri hemen kabul etti. Şehrinin markalaşması için Antalya markasının güçlenerek Dünya’ya yayılması için ve yayılan pozitif markanın Antalya’nın gelişmesi için neler yapılması gerektiğini çok iyi biliyor. Antalya’yı bir sinema şehri yapmak istiyor. Antalya’nın bu yolculuğundaki en büyük lokomotifin film festivali olduğunu çok iyi biliyor. Bunun gerçekleşmesi için elinden gelen en büyük desteği yapıyor.

Antalya Film Forum’u iki yıldır bu eksende gerçekleştiriyoruz. İki ana yapıda düzenlenen forumlardan ilki senaryo aşamasındaki belgesel ve uzun metrajlı filmlerle ilgili fikirleri uluslar arası üç jüri eşliğinde değerlendiriyor. Jürinin değerlendirmesinin ardından seçilen film bir ödül kazanıyor, yolculuğuna devam edebilmek adına… Bir diğeri de post yapım aşamasına gelmiş filmlerin projeleri yine uluslar arası bir jüri tarafından değerlendiriliyor ve 100 bin TL gibi ödüller alıyor değerlendirmeden geçen filmler. Bu yıl Rauf ve Mavi Bisiklet filmleri Antalya Film Forum’dan geçerek prömiyerlerini Berlin’de yaparak Dünya’ya açılmış filmler. Bir yandan da Antalya Film Forum, Her sinemacının yaşı kaç olursa olsun yeni şeyler öğreneceği bir ortam sağlıyor.

Son yıllarda beyaz perdede Anadolu temalı filmlere daha sık rastlıyoruz. Antalya için bu anlamda ödül getirecek bir çalışmanız oldu. Antalya’dan ilham alan filmler ve Sümer Tilmaç Ödülleri’nden bahseder misiniz?
Anadolu hikâyeleriyle o kadar zengin ki ne İstanbul tükenir ne Anadolu… Ben bir yapımcı olarak Antalya’nın, sinemanın üretim merkezlerinden biri olsun istiyorum. Sayın Menderes Türel de yaptığı çalışmalarla sinemanın ana üretim merkezlerinden biri olması için inanılmaz çabalıyor. Büyük stüdyolar yapılması için uğraşıyor. Geçen sene başlattığımız ‘Antalya Film Destek Fonu’ tam da bu hedefle hayata geçirildi. İçinde Antalya geçen filmler diye bir yarışma gerçekleştiriyoruz. Henüz yolculuk aşamasında olan filmlerin değerlendirildiği bir nevi yerleşik senaryo atölyeleri gibi düşünün. Tabi isminde Antalya geçiyor diye bir filme ödül vermek değil bu. Antalya çok büyük bir şehir geniş bir coğrafya, çok farklı kültürlerin birleştiği bir kültürel miras aslında… Bu hedefle Antalya’ya dokunan Antalya’dan ilham alan filmler için ayrı bir ödül dalı düşündük. Yine Antalya’ya hizmet etmiş bir Antalyalı sinema emekçisinin adını yaşatmak istedik. İsmi Sümer Tilmaç Antalya Film Destek Fonu Ödülü oldu.

Türkiye’deki oyunculuk serüvenin değerlendirelim. Türkiye’deki oyunculuk eğitimi Uluslar arası düzeyde iyi oyuncu yetiştirebiliyor muyuz?

“Türkiye’de menajerlik çanta taşımak olarak algılanıyor”
Dünya kalibresinde oyuncular yetiştirmiyor değiliz. Bizim problemimiz bu yeteneklerimizi Dünya’ya taşıyacak aracıları bulmakta yaşadığımız zorluk. Türkiye’de menajerlik sistemi sadece birinin yanında koşarak çanta ve telefonlarını taşımak olarak algılanıyor. Filmlerin sözleşmelerini yapıp bu saydıklarımı da gerçekleştiren kişi menajer olduğunu sanıyor. Yıllarca bu şekilde sürdü. Nihayet artık Türkiye’de de bu işi çok ciddi yapan firmalar var. Kendi başına bu işi yapan Ayşe Barın var, Gaye Sökmen Ajans var,Elif Akça var. Aklıma şuan gelen ilk isimler bunlar. Türkiye’de casting direktörü kavramı yoktu. Yeni yeni bu alanda da kendini yetiştiren çok değerli isimler var. Menajerlik ve castingin iki ayrı iş olduğunu altını çizen insandır Harika Uygur. Bunlar önemli gelişmeler sinema oyuncuları ve sektör açısından.

Günümüzde sinemaya gönül verenler ve sinema öğrencileri kendilerine sektörde yer bulabiliyorlar mı?
Eskiden çok daha kolaydı elbette. Yine de eski ve şimdinin farklı konumlamalarla birbirinden ayrışan zorlukları yok. Eskiden çok az sinema okulu varken dolayısıyla öğrencilerin birbirleriyle rekabetleri de azdı. Tabi o zaman çok az da set vardı. Senede çekilen filmlerin içine girmek isteyen bir avuç genç düşünün. Şimdi çok fazla set var ama çok fazla okul da var. Dolayısıyla gerçekten öğrenciler açısından yaratıcı olmak ve network fazlasıyla önem arz ediyor. Öğrencilerin çok yaratıcı olmaları ve içinde bulundukları okulun içinde farklılaştırmaları gerekiyor. Bunun dışında artık sinemaya gönül vermiş ve sinema öğrencilerinin elinde sosyal medya sayesinde yaratıcılığını çok fazla parlatma şansı da var. Yani seyircinin veya sinema okuyucusunun soru sorandan soru sorulana geçebilmesi çok önemli. Ben sinema okuyan öğrencileri iki şekilde görüyorum. Birincisi yaratıcı ama çok içine kapalı öğrenci profili… Nice çok ciddi yeteneklerin hiç parlamadan bu nedenle yok olduğunu gördüm. Diğer öğrenci profili ise hem yetenekli hem yaratıcılar farklarını ortaya koymayı başarıyorlar. Yani bu tamamıyla bireysel bir yolculuk. Öğrencinin kendi kimliği ve kişiliği ile ilgili bir başarı. Kendi yolunu kendi çizmiş öğrenciler bir gün mutlaka hedefine ulaşıyor. Günümüzdeki genç yönetmenlerin hemen hemen hepsi sadece kendi çabasıyla filmini çekmiş ve hedefine ulaşmıştır. Bazıları ilk filmine aşık oluyor ve yıllarca hiçbir şekilde bir ürün göremiyoruz. Bu taraftan baktığımızda da ne yazık ki Türkiye ilk filmler çöplüğü…Öğrenci filmi tadında çok sayıda film de kendine yer buluyor tabi… Umutların çok çabuk kırıldığı kadar yeşerdiğini de görüyoruz. Önemli olan doğru şeyi yaratıp üretip onu doğru bir şekilde iletiyor olmanız.

Son olarak sinema öğrencilerine iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?
Öğrenciler bu sene ilk defa festivalimize yoğun ilgi gösterdi. Biz iki yıldır sinema televizyon bölümünde okuyan öğrenciler için fakülteden izinler alıyoruz. Öğrencilere yine akreditasyon kartı veriyoruz. Bu imkânların öğrencilerin katılımı ciddi oranda artırdığına inanıyoruz. Festival ekibi olarak öğrencilere çok önem veriyoruz. Türkiye’de sinema seyircisinin öğrenciler üzerinden ilerleyeceğini düşünüyoruz.

YASAL UYARI: "mygazete.com" haber portalında yayınlanan köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun tüm hakları New World Media Grubu'na aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun bir kısmı veya tamamı kullanılamaz. Tüm yasal hakları saklıdır.

Etiketler :

YORUM YAZ

*İsim *E-posta *Yorumunuz

Okuyucu Yorumları ( Toplam , 0 adet)