RÖPORTAJ

10.08.2016

Bu bilgiler sağlığınıza ışık tutacak

Bu bilgiler sağlığınıza ışık tutacak

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Böbrek Hastalıkları (Nefroloji) bölümünde görev yapan Doç. Dr. Metin Sarıkaya mygazete.com’dan Ferhan Bozkaya’ya konuştu.

Konu sağlıksa, hele bir de hastalıklarla uğraşılıyorsak dertli deli olurmuş misali doktorundan, eczacısına, eş dosttan kapı komşusuna kadar herkesin tavsiyesine başvururuz… Herhangi bir hastalığımız yoksa bile; günde kaç litre su içmememiz gerektiği, sağlıklı beslenmenin yöntemleri, genetik hastalıklara sahip olma korkusu gibi onlarca soru beynimizi kurcalar durur...

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Böbrek Hastalıkları (Nefroloji) bölümünde uzun yıllardır görev yapan Doç. Dr. Metin Sarıkaya, hastalıklar ve beslenme alışkanlıkları konusunda bugüne kadar yapılan yanlışlıkları açıklayarak önemli tavsiyelerde bulundu.

Böbrek hastalıkları kalıtımsal mıdır, önlenebilir mi?

Böbrek hastalıklarının en sık nedeni hipertansiyon ve diyabettir. Büyük oranda böbrek hastalıkları genetiktir. Hipertansiyonun anneden babadan geçtiğini biliyoruz. Bu durumda, bu hastalıklar iyi kontrol edilmediği zaman ilerde böbrek hastalığı olma riskiniz yüksektir. Bu hastalıklar böbreği etkiliyor. Şu an dünyada diyalize giren ya da böbrek nakli olan hastaların en az yüzde 80’inin nedeni tansiyon ve şeker hastalığı. Bunun da nedeni, bu hastalıkların farkında olmamak ya da yeterli tedavi edilmemesi.

Böbrek hastaları için hep çok fazla su içmeleri tavsiyesinde bulunuluyor. Bu doğru bir tavsiye mi, bir insan günlük ne kadar su içmeli?

Aslında yediğimiz her şeyden su alıyoruz. Yemeğimizin, sebzelerin, meyvelerin yüzde doksanı sudan oluşuyor. Dolayısıyla bunun yanında günlük 1 ya da 1,5 litre su içmek yeterli oluyor. İnsanlara günde 3 litre su için demek, özellikle böbrek hastalarına, kalp yetmezliği olan hastalara, sirozlu hastalara; çok yanlış bir yaklaşım.  Bu hastaların ihtiyaçtan fazla su içmesi ödeme sebep oluyor. Ne yazık ki çoğu meslektaşımız bu konuda bilgili değil.

Bir insana senin üren yükselmiş günde 3 litre su iç demek çok yanlış bir tavsiye. Bir insanın böbrek testleri yükseliyorsa, su yüklediğinizde hastanın durumu daha da kötüleşiyor. Zorla su içen hastalar su zehirlenmesine giriyor, çünkü vücudu o suyu atamıyor. Hastanın kaybı varsa elbet çok su içmesi gerekiyor ama böyle harici bir durum yoksa zorla su içirtmek çok yanlış bir yaklaşım.

Ayrıca kış aylarında su ihtiyacı azalıyor. Gıdalarla alınanlar haricinde 1 ya da 1,5 litre su yeterli olur. Özellikle bunu tansiyon ve şeker hastaları için söylüyorum. Hele ki böbrek hastalarının çok su tüketmesi ölümcül sonuçlar yaratabilir. Hasta böbrek taşı düşürüyorsa belki çok su içme tavsiyesinde bulunulabilir. Ama onun dışında insanların susamadan zorla su içmelerini tavsiye etmiyorum. Bu olumsuzluklara yok açabilir.

Ağır işte çalışan, spor yapan insanlar çok su kaybettikleri için fazla su içebilir ama bunlar harici durumlar. Bazı güzellik uzmanları cildin güzelleşmesi için günde 3 litre su için diyor, çok yanlış ve tıpta yeri olmayan bir tavsiye. Bu böbreği yormaktan başka bir işe yaramaz.

Günlük içtiğimiz çay ve kahve de su ihtiyacını karşılıyor mu?

Çay kahve de yine günlük yediklerimiz gibi su ihtiyacı yerine geçer. Kahvenin yüzdü 90’nı sudur, çayın yüzde 99’u sudur, meyve suyunun yüzde 95’i sudur; dolayısıyla bunlar da su yerine geçer. Ama saf su içmek hepsinden daha sağlıklı.

Domatesin çekirdeğinin kum yaptığı, biranın ya da yoğurdun suyunun böbrekteki kumu attığı gibi inançlar var toplumda, bunlar doğru mu?

Bunlarla ilgili yapılmış herhangi bir bilimsel çalışma yok. Bizim okuduğumuz ya da faydası gösterilmiş böyle bir bilgi de yok. Domatesin çekirdeğinin kum yaptığı gibi bir bilgi yok, fakat şöyle bir şey var; sebzelerde yüksek oranda oksalat dediğimiz bir madde var. Bu madde taş oluşumunu kolaylaştırıyor, özellikle genetik olarak yaktın kimselerde. Bu hastaların aşırı sebze tüketimi taş oluşumu kolaylaştırıyor.  Oksalat dediğimiz halk arasında kum deniler madde ıspanakta dereotunda, çoğu sebzede çok fazla. Fakat sebze yemeklerinin yanında yoğurt yerseniz bu oksalatı yoğurt içindeki kalsiyum bağlıyor ve taş oluşumunu engelliyor. Bu herkes için geçerli değil, ailesinde taş hikayesi olan insanlar için geçerli bilgi ama risk taşıyorsanız sebze yanında mutlaka yoğurt yemeniz ya da ayran içmeniz gerekir.

Oksalat kahve ve çayda da çok yoğun, bu içecekleri tüketirken de süt eklemek çok doğru. Bir tatlı kaşığı süt eklemek bile oksalatın bağlanması için yeterli. Bu, İngilizlerin çayı sütlü içmesi gibi bazı toplumlarda gelenek halini almış. Bizde çayın sütlü içilmesi hiç alışık olmadığımız bir tat ama en azından çayı çok içiyorsanız, öğünlerinizden birinde bir kase yoğurt tüketmeniz gerekir.

Bira konusuna gelince de, böbreklerde su tutan bir hormon var, bira bu hormonun etkisini engelliyor. Yani bir şişe bira içen bir kişi üç litre idrar çıkarıyor, bu etki tüm alkollerde var ama birada en fazla. İnsanlara bira için böbreğinizi koruyun diyemeyiz çünkü vücudun su dengesini bozuyor. Bazıları bira içerek taş düşürmeye çalışıyor ama bu su yöntemiyle aynı. 

Böbrek nakli olan bir hasta, böbrek hastalıklarından tamamen kurtulmuş oluyor mu, sağlığına kavuşuncaya kadar nasıl bir süreçten geçiyor?

Bu konuda toplum çok yanlış yönlendiriliyor. Bir insan böbrek nakli olunca hastalıktan tamamen kurtulmuş gibi lanse ediliyor. Bunu özellikle nakil yapan özel hastaneler yapıyor. Mesela diyalizde olan hastaları, ‘diyaliz hastaları diyalizde ölümü bekliyor’ gibi pankartlar asıyorlar. Tüm hekimler için söylemiyor ama hastaları ölüm korkusuna sokarak zorla nakil yaptırmaya çalışıyorlar. Bu çok yanlış bir şey. 75 yaşındaki bir adama tutup da 30, 40 yaşındaki çocuğunun böbreğini alıp takmak yanlış. Zaten bu insanın yaşacağı süre 5 yıl, ortalama yaşı geçmiş birisine böbrek nakli yapmak çok yanlış ama kadavradan yapılabilir, bunda bir sakınca yok.

Bugün böbrek nakli ile karşılaştığımız en büyük sorun, takılan böbreğin yıllar içinde fonksiyonunu kaybetmesi. 3 ay sonda böbreği atan hastalar var, 3 yıl sonra ya da 20 yıl sonra böbreği atanlar da var. Ama ortalama rakamlar 10 – 12 yıl olarak gösteriliyor. Dolayısıyla nakil olan hastaların kontrollerini aksatmamaları, ilaçlarını düzenli kullanmaları gerekiyor. Nakil oldum kurtuldum düşüncesi kesinlikle çok yanlış. Çünkü doktor böbreğin reddini erken görürse hızla müdahale edilip böbreği kurtarabilir. Fakat çoğu hastada nakil oldum kurtuldum fikri yerleşmiş. Bunda da Sağlık Bakanlığının böbrek nakline yüksek bedeller ödemesinin rolü var. Hastaneler bu durumda ileriyi düşünmeden hastaya böbrek nakli yapmaya çalışıyor.

Örneğin kalp yetmezliği olan bir hastaya böbrek nakli yapınca, o hasta kalp yetmezliğinden 3 - 5 yıl içinde ölecekse, böbrek naklinin hiçbir anlamı yok.

Nakil olan bir hasta ile diyalizde kalan bir hasta arasında 5 yıl gibi bir yaşam süresi farkı görülüyor. Bu da böbrek naklini en uygun tedavi haline getiriyor ama benim 30, 35 yıldır yaşayan hastalarım var. Diyaliz ikinci bir seçenek ve kesinlikle hastanın bunda diyalizde ölümü bekliyorum gibi bir psikolojiye girmesine gerek yok, çünkü diyalizle yaşamlarına devam ediyorlar.

Bir hastanın nakil olmadan önce bir kamu hastanesine uğrayıp doktorların fikirlerini almalarını kesinlikle tavsiye ederim. Çünkü nakil için başvuru yapıp erken olduğunu söyleyip nakilden vazgeçirdiğimiz çok hasta oldu, yani erken nakiller yapılabiliyor ve bunları belirleyen bir kurumu yok.  Sağlık Bakanlığının bu konuda bir denetleme yapması, bir sınır koyması gerekiyor.

Özel bir hastanenin nakil dediği bir hasta şu an benim 5 yıldır takibimde, ne diyalize giriyor, ne nakil ihtiyacı var. Bunu karalama olarak değil eleştiri olarak söylüyorum ama bu konuda bazı hastaneler gayri etik işler yapıyor. Sağlık Bakanlığının bu konuya el ataması gerekiyor. 

YASAL UYARI: "mygazete.com" haber portalında yayınlanan köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun tüm hakları New World Media Grubu'na aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun bir kısmı veya tamamı kullanılamaz. Tüm yasal hakları saklıdır.

Etiketler :

YORUM YAZ

*İsim *E-posta *Yorumunuz

Okuyucu Yorumları ( Toplam , 0 adet)