RÖPORTAJ

18.03.2016

Bir ödülün arkasındaki hayat

Bir ödülün arkasındaki hayat

Hülya Bilgin MY Gazete’den Ferhan Bozkaya’nın sorularını yanıtladı.

Kız çocuklarının eğitime pek de teşvik edilmediği yıllarda, büyük bir kararlılıkla İnşaat Mühendisliği okuyan; yıllarını şantiyelerde inşaat sahalarında geçiren, başmühendislikten kendi işini yönetmeye kadar yükselen emektar bir isim Hülya Bilgin. Antalya’ya yıllarca hizmet vermiş, STK’larda ilk kadın görevleri almış, vakıf kurucu üyeliği ve başkanlığı yapmış Hülya Bilgin; tüm bunları, kadın olmanın arkasına sığınmadan fakat kadın olmanın gücüyle yapmış.

Eğitim, iş hayatı ve sosyal yönü ile kadınlara örnek bir yol sergileyen Hülya Bilgin, ‘bir rol model’ seçildi ve Antalya Kadın Müzesi’nin bu yıl ilkini gerçekleştirdiği ‘Jale İnan Yılın Kadın Ödülü’ne layık görüldü.

Hülya Bilgin ile eğitim yılarında, iş hayatında kadın olmayı, o yıllardan kalan anıları ve Antalya’yı konuştuk.

Antalya Kadın Müzesi’nin bu yıl ilkini gerçekleştirdiğini ‘Jale İnan Yılın Kadını Ödülü’nü aldınız. Antalya’da bu ödülü ilk siz alıyor olmanız size ne hissettirdi? Ödül için ve Jale İnan için neler söyleyebilirsiniz?

Jale İnan adına verilmiş bir ödülü almak öncelikle benim için çok özeldir; çünkü Jale İnan benim hayatımda örnek aldığım bir insandır. 1983’te Apollon Tapınağının ilk sütunlarını ayağa kaldırma çalışması yapılıyorken, eşim o işte inşaat mühendisi olarak çalışıyordu, her gün Jale Hanımı izlemeye giderdik. O yıllar Jale Hanım 69 yaşındaydı ve parkinson hastasıydı ve ona rağmen her gün o taşların üstünde insanlarla çalışırdı, müthiş çalışkan bir insandı. O günlerden sonra Jale Hanım hep benim idolüm olmuştur. O çalışmaktan hiç vazgeçmedi, her zaman emek verdi. Çok küçük bütçelerle çok önemli işler yapardı. ‘Küçük dev kadın’ tabiri ona çok yakışıyor. Böyle bir Jale Hanım insanın idolü olmaz da ne olur! Ve onun adına verilmiş bir ödülü almak gerçekten son derece onur vericiydi benim için. ATAV Başkanı Nizamettin Bey, danışma kurulunun böyle bir ödülü bana verme kararını açıklarken cümleyi şöyle kurdu: ‘Bir rol model olarak’ dedi. Hayatım boyunca hep işimi düzgün yapmaya çalıştım ve örnek olmaya çalıştım, onun için bu cümle benim için çok önemli. Demek ki, saçları değirmende ağartmamışız dedim.

Antalya’da inşaat sektöründe yıllarca emek vermiş, canla başla çalışmış birisisiniz… Dönemizin şartları nasıldı, bir kadın çalışan olarak o yılları nasıl hatırlıyorsunuz?

Bir kadın çalışan olarak zorluk yaşadığımı söyleyemem. İnsanlar bana hep saygılıydı. Bir de işinizi doğru yaptıktan sonra kadın da olsanız erkek de olsanız size zaten saygı duyuyorlar, çalışmanız daha da kolaylaşıyor. Ama şantiyede çalışıyorken beni erkek zannedenler olmuştur,  ‘Oğlum gel bir çay iç’ diyen oldu mesela. ‘Teyze ben kadınım’ deyince ‘Sen bu işleri nasıl yapıyorsun!’ diyerek şaşırıyorlardı. Çünkü inşaat kadınların çalışmasına alışkın olunmayan bir saha, hele ki 1870 yıllarında.

Bizim okulda benden önce üç kız öğrenci vardı inşaat bölümünden, bizim sınıfta da beş kişiydik ama iki kişi inşaatta devam ettik. Zorluğunu pek yaşadığımızı söyleyemem, belki üniversite mezunu çalışanlar olduğumuz için. Ama işçi kadın çalışanların zorluklarla karşılaştığına tanık olduk. Eğitim daha rahat bir çalışma alanı sağlıyor, o nedenle kadınların mutlaka eğitimli olması gerek. Bu aslında bir haksız rekabet, çünkü eğitimsiz erkek isteğini yapabiliyor, ilkokulu bitirdiyse milletvekili de olabiliyor ama eğitimsiz bir kadın rekabet edemiyor. Onun için eğitim kadınlar için çok önemli. Kadınlar verilen eğitimler dışında da kendilerini geliştirmeli.

Kızların okumaya fazla teşvik edilmediği ya da daha kolay meslekleri seçeceği bölümlere yönlendirildiği bir dönemde siz neden inşaat mühendisliğini tercih ettiniz?

Bu bilinçli bir tercih değildi. Çünkü biz Burdur’da yetiştik, önümüzdeki mesleklerle ilgili örnekler belliydi; doktorluk, avukatlık, öğretmenlik gibi… Benim inşaat mühendisliği tercihim; çocukluktan beri arkadaşım olan iki kişinin benden önce, birisinin Robert Koleji Kimya Mühendisliğine gitmiş olması, diğerinin de Robert Koleji Elektrik Mühendisliğine gitmiş olması benim yolumu çizmiştir. Çünkü onlar benim arkadaşlarım, ablalarımdı. Onun için ilk elektrik bölümünü yazdım ama bana göre olmadığını fark ettim, sonra emniyet kat sayısı en geniş olan inşaat olduğunu düşünerek inşaat mühendisi olmaya karar verdim. Çünkü doktor olmak istiyordum, kendisi doktor olduğu için babam izin vermedi, fiziki eğitim şartları Tıp’ta çok iyi değildi. Biz iki arkadaş inşaata geçmeye karar verdik, fakülte dekanı ‘ne işiniz var sizin inşaatta, kızlar inşaatta olmaz, gidin kimyaya’ dedi. Biz bunları duyunca direttik inşaata gitmek için ve sonrasında bizi çok sevdi, biz de bölümü ve dekanı çok sevdik. İyi ki inşaat okumuşum diyorum,  üretimin içinde olan, somut olarak ne yaptığınızı gördüğünüz bir alan. Yapığınız işi görmek ve takdir edilmek çok güzel bir duygudur.

O dönemde eğitimde ve iş alanında kadına bakış ve çalışma şartları nasıldı?

Tabi hep şantiyelerde olunca toplu işyerlerindeki çalışma şartlarıyla ilgili pek fazla bilgim yok ama şunu söyleyebiliriz: Kadınlar devlet dairelerinde memur oluyor, orada daha çok korunuyor, zarar görmeyebiliyorlardı. Önemli olan, fabrikalarda işçi statüsünde çalışan kadınların daha ziyade kötü davranış, rahatsız edici hareketlere maruz kalma durumları olabiliyordu. En zor şartlarda olanlar fabrikalarda işçi olarak çalışan kadınlardı. Özellikle özel sektörün fabrikalarında olan kadınlar.

Bir kadın çalışan olarak, o yıllarda yaşadığımız komik bir anınız var mı?

İnsanlar her şeyi evin kadınının yapmasını bekliyor. Bir gün şantiyede çalışıyoruz, eşimin de gömleğinin düğmesi kopmuş, çalışanlardan biri, ‘Yenge neden dikmiyorsun düğmeyi?’ dedi. Ben de ‘Kendisinin eli yok mu, her şeyi ben mi yapıcam!’ dedim. Yani her şey karından bekleniyor ve siz de öyle hissetmeye başlıyorsunuz, bu çok kötü bir şey. Karşınızdakini biraz yardımcı olmaya çekme yerine siz de madem yapmıyor ben yapayım, böyle yapmam gerekiyor noktasına geliyor. Biraz anneniz de sizi buna itekliyor. Türk ailesinde kızlara önce evini toparlayacaksın fikri verilmeye çalışılıyor. Bunları annem de yapardı bana. Bu baskılar hoş bir baskı değil tabi ki, insanların tercihlerine bırakılmıyor. Ne kadar başarılı olursan ol iş hayatında, diğer işlerin tamamı da senden bekleniyor. Çalışan kadın için bu zorluk.

Ben kadınların ‘çalışan kadın’, ‘ev kadını’ diye ayrılmasını doğru bulmuyorum. Ev kadını da evde çalışan kadın. Evde çalışan kadınların da yükü çok ağır, bu ayrım çok yanlış. Bütçesi yeterli olmayan çalışan kadın en zorluk çeken kadın. Gündüz işte çalışıyor, akşam eve gelip çalışıyor, kocası ayaklarını uzatıp televizyon izliyor, çocuklar ondan yardım bekliyor… Çok zor bir hayat kadınların hayatı. Bizde böyle ama batı kültüründe bu böyle değil, şimdi bakıyorum da bu biraz kırılmaya başladı, eşler birbirine yardımcı olmaya başladı. Bu çok güzel bir şey ama eğitimli olan kesimde bunu görüyorum. İnsanlar geçim sıkıntısından dolayı, yüksek ücretler olmadığı için ve bir kişiyle bir evin geçiminin dönmediği için, evlenirken karı koca çalışan olmaya gayret ediyorlar. Böyle olunca ilk baştan zaten erkeklerin tercihi çalışan kadın oluyor ve yardımcı olmak zorunda olduğunun bilincine varıyor. Bu çok güzel bir şey!

İş hayatına atıldığınız yıllardan bu yana bir şeyler gelişti mi kadınlar adına? Kadın Hakları diyoruz hep, bunun içi doluyor mu?

Gelişmiş olanı da var, geriye gideni de var. Kadın Haklarından bahsedecek olursak, organize bir Kadın Hakları savunuculuğu yoktu bizi zamanımızda. Kadın Hakları, Feminizm gibi kavramlar yoktu. Okulda eşit hissederdiniz zaten, en azından benim okulumda böyle hissettim. Mesela ilk işe girdiğimde eşim benden daha yüksek maaşla işe başladı, oysa aynı işi yapıyorduk. Bana ondan baya düşük bir ücret verdiler, sesimi çıkarmadım. Daha sonra patron aradı, ‘Hülya affedersin, haksızlık yapmışız, Ali ile aynı parayı al, farkları da al’ dedi. Para konusunda bir iddiam olmadı ama sonradan neden baştan itiraz etmedim diye düşündüm. Sonraki yıllarda yakın ücretler aldık birbirimize ama tam aynısını almadık.

Bizim öğrencilik yıllarımızda zaten öğrenci hareketleri vardı, kız erkek ayrı faaliyetlerin içindeydik, bu birlikte verilen bir mücadeleydi ve eşitsizlik söz konusu değildi. Bu bence 80’e kadar devam etti. Sonra kadın haklarıyla ilgili konular daha çok gündeme gelmeye başladı, organize hareketler arttı ve de çok iyi oldu. İnsanlar Feminizmi kadınların kendi başına alıp gitmesi, özgür her şeyi yaparım iddiası gibi yorumluyor ama böyle bir şey değil. Feminizm tüm insanların eşit haklara sahip olmasıyla ilgili bir şey ama başka bir şeyle lanse ediliyor. Geldiği nokta açısından daha da çalışmaya gerek var, çünkü birkaç yıldır bu iş geriye gidiyor. Kadına karşı şiddet arttı, özellikle yöneticilerin kadına karşı şiddeti destekleyici, yol açıcı ifadeler kullanmamaları; aksine şiddeti önleyici ifadeler kullanmaları gerekiyor. Son yıllarda yöneticilerin bazı ifadeleri nedeniyle insanlar kadına karşı şiddeti arttırdı.

Bugün Kadın Hakları, Feminizm diyoruz, bunları konuşabiliyoruz, bunu savunan örgütler var ama hala kadına şiddeti, kadın cinayetlerini  önleyemiyoruz… Bunun nedeni nedir sizce?

Konuşuluyor ama hiçbir şey yapılmıyor, bu çok kötü bir şey. Bu konuyla ilgili özellikle kadın milletvekillerinin çalışması lazım ama bence bu konuda engelleniyorlar. Kadın milletvekilleri ve kadın örgütleri çalışmaları, götürdükleri önergeleri konusunda engelleniyorlar. Herkes ‘mış’ gibi yapıyor, gündeme geliyor ama bir adım ileriye giden bir şey yok.  

Antalya’daki kadın çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?

Antalya’da belediye meclisindeki kadın sayısının artması gerekiyor ve bu kadınların şehirdeki kadınlar için hizmet üretmeleri gerekiyor. Ama bu bir türlü olmuyor, fakat Kent Konseyindeki kadınlar güzel çalışmalar yapıyor. KA.DER’in  (Kadın Adayları Destekleme Derneği) kadınların siyasete girmesi yönünde gayreti var. Antalya’da kadın milletvekili sayısını arttırmak için KA.DER’in  çalışmalarına destek vermek gerekir. Başka şehirlerde faal olan dernekler var. Bir araya gelme var ama onların çalışmalarını destekleyici bir durum yok. En büyük eksiklik siyasette kadın eksikliği. Kadınların faydalanabilecekleri yerler, dernekler var ama en çok eksiklik siyasette. Kadınları siyasete taşıyacak pozitif ayrımcılığın çok önemli olduğunu düşünüyorum.  

‘Kadınlar’ ve ‘Antalya’ ile ilgili söylemek istediğiniz başka bir şeyler var mı?

Belediye Meclis Üyeliği ve ATSO Yönetim Kurulu Üyeliği yaptığım dönemde Antalya için ne yapılabilir diye çok çalışmalarımız oldu. Pek çok şeyde yapıldı. İmarda bozulmalar, yeşil alan gaspları hariç vs. bir şeyler de yapıldı. Antalya çok güzel bir şehir, umuyorum ki daha fazla bozulmasın bu şehir.

En büyük şikayetim de tabela kirliliği! Belediye meclisi üyesiyken en çok mücadele ettiğim konu tabela kirliliğiydi, hala bir şey yapılmadı. Bir yönetmelik çıktı 1999-2004 arası tabela temizlikleri başladı fakat maalesef Muratpaşa Belediyesi buna destek vermedi. Antalya’nın en büyük problemlerinden biri yöneticilerin birbirine sırtını dönmüş olmasıdır. Tüm yöneticiler birleşip şehri bir yere taşısın çok istemişimdir. Şimdi totem mezarlığı oldu kaldırımlar. Menderes Türel Belediye Başkanı olduktan sonra, Erdoğan Antalya’ya gelmişti ve söylediği ilk şey ‘Nedir bu tabela kirliliği, temizleyin bunları!’ oldu. Bu konuda hassas olduğum için sevinmiştim ama yine bir şey yapılmadı. Sayın Türel gayret içinde oldu ama bir şey yapılmadı, şu an şehir tabela mezarlığı.  Bu yapılamayacak bir şey değil ama belediyelerin bu konuda gayretini göremiyorum.

 

YASAL UYARI: "mygazete.com" haber portalında yayınlanan köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun tüm hakları New World Media Grubu'na aittir. İzin alınmadan ve kaynak gösterilmeden köşe yazısı/haber/fotoğraf/video'nun bir kısmı veya tamamı kullanılamaz. Tüm yasal hakları saklıdır.

YORUM YAZ

*İsim *E-posta *Yorumunuz

Okuyucu Yorumları ( Toplam , 0 adet)